Dijitalizasyon/Teknoloji

Makineler Karar Süreçlerine Dahil Oldukça, Güvenliğin Niteliği Değişir

6 Şubat 2026

Onlarca yıl boyunca siber güvenliğin odağında duvarlar vardı. Güvenlik duvarları, çevresel sınırlar ve erişime kısıtlanmış bölgeler aracılığıyla amaç saldırganları dışarıda tutmak ve sistemlerin çalışmasını sağlamaktı. Bu mantık, makineler pasifken işe yarıyordu. Makinelerin karar verdiği bir dünyada ise artık işlemiyor.

Endüstriyel sistemler; güvenilirlik, emniyet ve öngörülebilirlik için inşa edildi. Fiziksel ayrışma kadar, tasarımın kendisiyle de korunarak izole biçimde var oldular. Bugün ise aynı sistemler birbirine bağlı, sanallaştırılmış, veri odaklı ve giderek daha akıllı hâle geliyor. IT ve OT sınırları boyunca veri alışverişi yapıyor, kendilerini optimize ediyor ve gerçek zamanlı hareket ediyorlar.

İzolasyon yerini kontrollü açık erişime bıraktı. Determinizm yerini uyarlanabilirliğe bıraktı. Ve bu dönüşümle birlikte siber güvenlik, fark edilmeden doğasını değiştiriyor.

Artık en önemli soru “Bu sisteme saldırı yapılabilir mi?” değil. Bu soru zaten yanıtlanmış durumda. Daha derinde yatan soru şu: Akıllı sistemler tam olarak tasarlandıkları gibi davrandığında—ve buna rağmen amaçlamadığımız sonuçlar ürettiğinde—ne olur?

Modern risk artık yalnızca dış kaynaklı değil. Karmaşıklıktan, hızdan ve bağlamdan yoksun optimizasyondan ortaya çıkıyor. Bir sistemin zarar vermesi için dışarıdan müdahaleye uğraması gerekmez. Bazen yalnızca ona gereğinden fazla güvenilmesi yeterlidir.

Her zamankinden daha fazla siber güvenlik aracı devreye alınmasına rağmen, kritik altyapılara yönelik saldırılar artmaya devam ediyor. Sorun teknoloji eksikliği değil. Bu bir mimari problem. Sonradan eklenen güvenlik kontrolleriyle katmanlandırılmış, silo hâlindeki IT ve OT ortamları kör noktalar yaratıyor. Karmaşıklığın kendisi saldırı yüzeyine dönüşüyor.

Şu anda sessiz bir dönüşüm yaşanıyor. Güvenlik, sonradan eklenen bir unsur olmaktan çıkıp altyapının bizzat tasarımının bir parçası hâline geliyor. Birleşik IT/OT mimarileri, yazılım tanımlı endüstriyel veri merkezleri ve uç noktada yapay zekâ destekli güvenlik, yeni temel yapı taşları olarak ortaya çıkıyor.

Bu nedenle mimari artık yalnızca bir mühendislik tercihi değil, stratejik bir güvenlik kararıdır.
Siemens’te bu dönüşüm; segmentasyonun, dayanıklılığın ve izlemenin tasarım gereği yerleşik olduğu modüler ve sanallaştırılmış OT altyapılarında somutlaşıyor. NVIDIA ile yürütülen iş birliği, hızlandırılmış hesaplama ve yapay zekâyı endüstriyel operasyonlara daha da yaklaştırırken; Palo Alto Networks ile kurulan ortaklıklar Zero Trust ilkelerini OT dünyasında uygulanabilir hâle getiriyor. Bunlar birer varış noktası değil. Bunlar birer işarettir.

Makineler, verilen hedefler doğrultusunda kendi kararlarını verebilir hâle geldiğinde, güvenliğin görevi yalnızca veriyi ya da sistemlerin çalışır durumda kalmasını korumak değildir. Güvenlik, sistemlerin hangi amaçla hareket ettiğini de denetlemek zorundadır. Bu dönüşümü erken fark edenler yalnızca daha güvenli olmayacak; aynı zamanda her gün bağımlı olduğumuz sistemlerin içinde zekânın nasıl ve hangi sınırlar içinde çalışmasına izin verileceği konusunda daha bilinçli davranacaktır. Ve bu, belki de en önemli güvenlik kararıdır.

Nasıl ilerlemeliyiz?
Yapay zekâ endüstriyel altyapının bir parçası hâline geldikçe, siber güvenlik teknik bir mesele olmaktan çıkıp teknolojiden daha eski bir şeye yöneliyor: muhakemeye. Normal davranış nedir? Kabul edilebilir risk nedir? Hangi kararlar her koşulda insana geri dönmelidir? Verimlilikten feragat edilse bile özerklik nerede durmalıdır? Bu soruların bugün ne kadar kritik olduğunu kavrayanlar, yarının altyapılarını yalnızca daha güvenli biçimde kurmakla kalmayacak, onları daha yüksek bir farkındalıkla inşa edeceklerdir.

No Comments

    Leave a Reply


    ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.