Hüseyin Gelis https://gelis.org Fri, 15 Aug 2025 12:59:45 +0000 tr hourly 1 https://wordpress.org/?v=6.5.6 Türkiye’nin geleceğini tam 169 yıldır teknoloji ile inşa ediyoruz https://gelis.org/tr/2025/08/15/turkiyenin-gelecegini-tam-169-yildir-teknoloji-ile-insa-ediyoruz/ https://gelis.org/tr/2025/08/15/turkiyenin-gelecegini-tam-169-yildir-teknoloji-ile-insa-ediyoruz/#respond Fri, 15 Aug 2025 10:09:36 +0000 https://gelis.org/?p=8931 Siemens olarak Türkiye’deki varlığımızı, yalnızca bir şirketin faaliyet hikâyesi değil; aynı zamanda bu ülkenin sanayileşme, modernleşme ve dijitalleşme yolculuğunun ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. 1856 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nda telgraf hatlarının kurulmasına katkı sunarak başlayan hikâyemiz, bugün yapay zeka destekli sistemlerden dijital ikiz teknolojilerine kadar uzanan, Türkiye’nin dijital geleceğini bugünden kurmaya odaklı bir vizyona evrilmiş durumda.

Bu toprakların potansiyelini geleceğe taşımayı görev bildik

Siemens Türkiye olarak bugün, yalnızca ileri teknoloji çözümleri sunan bir şirket olmanın yanı sıra; aynı zamanda bu toprakların potansiyeline inanan, bu potansiyelin geleceğe taşınmasına katkı sunan köklü bir dönüşüm ortağıyız.

Gebze’de yer alan ve Türkiye’nin elektrik alanında ihracat şampiyonları arasında yer alan şalt ürünleri,  alçak ve orta gerilim dağıtım sistemleri fabrikamız, bu yaklaşımın en somut göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor. Siemens’in global üretim ağı içinde dijital dönüşümde öncü konumda olan bu tesiste, Endüstri 4.0 ilkeleri doğrultusunda yapay zeka destekli üretim sistemleri kullanılıyor.

Binlerce mühendisimiz, geleceğin dünyasına yenilikleriyle katkı veriyor 

Siemens Türkiye, çok çeşitli mühendislik alanlarında faaliyet gösteren küresel bir teknoloji şirketidir. Otomasyondan, elektrifikasyona, altyapı ve ulaşımdan, bina teknolojilerine kadar mühendislik bilgi birikimini proje ve saha servislerini de kapsayacak şekilde iş ortaklarına maksimum verimliliği sağlamak üzere sunuyoruz. Bini aşkın çalışanı bulunan Ar-Ge merkezimizde  Türkiye için olduğu kadar dünya için de yenilikçi çözümler geliştiriyor. Türk mühendisin görev yaptığı bu merkezde; Siber Güvenlik, Güvenilir Yapay Zeka (Trustworthy AI), Edge ve Connectivity, Veri Analitiği, Otomasyonun Geleceği ve Dijital İkiz gibi konularda çözüm geliştiriyoruz.

Türkiye’nin kritik altyapı projelerinde Siemens’in imzası bulunuyor. Ankara Bilkent ve Etlik Şehir Hastanesi,  İstanbul Havalimanı, Osman Gazi Köprüsü, İstanbul Finans Merkezi gibi büyük ölçekli projelerin yanı sıra , Kardemir, Socar ve IGSAŞ gibi öncü sanayi tesislerinde  dijitalleşme, kesintisiz enerji ve sürdürülebilirliği ön plana çıkaran çözümler sunduk. Teknolojileri bugün ve geleceğin ihtiyaçlarını karşılayacak hale getirildi. Bu iş birlikleri, teknolojinin ötesinde, verimlilik, sürdürülebilirlik ve rekabet gücüne doğrudan katkı sağlayan modeller olarak dikkat çekiyor.

Topluma katkı işimizin hep bir parçası oldu 

Teknoloji üretmenin ve uygulamanın ötesinde, ülkemizde topluma katkı sunmanın sorumluluğunu da her zaman taşıdık. Sürdürülebilir enerji farkındalığı projelerinden çeşitlilik ve kapsayıcılık odaklı insan kaynakları politikalarımıza kadar birçok alanda toplumsal fayda üretiyoruz. Kadın mühendis oranımızı artırmak, genç yeteneklere yatırım yapmak ve çalışanlarımız arasında fırsat eşitliği sunmak, Siemens Türkiye’nin kurumsal değerlerinin ayrılmaz bir parçası.

Siemens olarak 169 yıldır Türkiye’nin kalkınma yolculuğuna eşlik ediyoruz. Bugün ülkemizin dört bir yanında attığımız her adım, yalnızca teknolojik bir ilerleme değil; aynı zamanda Türkiye’ye duyduğumuz güvenin, ortak geleceğimize olan güçlü inancımızın bir göstergesidir. Dönüşümün tam kalbinde yer alıyor, sürdürülebilir bir gelecek için birlikte değer yaratıyoruz. Her ay yayınlanacak bu özel teknoloji sayfasının; dijitalleşme, sürdürülebilirlik ve dönüşüm alanlarında sizlere ilham vereceğine inanıyorum.

*İlgili haber, 30 Temmuz 2025 tarihinde Dünya Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

]]>
https://gelis.org/tr/2025/08/15/turkiyenin-gelecegini-tam-169-yildir-teknoloji-ile-insa-ediyoruz/feed/ 0
Yeter, Ama Ne Zaman? Misilleme Mantığına Karşı Akılcı Bir Çağrı https://gelis.org/tr/2025/07/28/yeter-ama-ne-zaman-misilleme-mantigina-karsi-akilci-bir-cagri/ https://gelis.org/tr/2025/07/28/yeter-ama-ne-zaman-misilleme-mantigina-karsi-akilci-bir-cagri/#respond Mon, 28 Jul 2025 14:12:54 +0000 https://gelis.org/?p=8839 Hamas tarafından 7 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirilen saldırı, yalnızca İsrail’i değil, tüm dünyanın vicdanını sarstı. 1.200 sivil hayatını kaybetti. Aileler dağıldı, kimileri rehine alındı. Bazıları serbest bırakıldı ancak birçoğunun durumu hala belirsizliğini koruyor. Yaşanan olaylar, hem hayatta kalanların hem de yakınlarının yaşamlarında silinmez izler bıraktı. O günlerde İsrailli arkadaşlarımı aradığımı hatırlıyorum. “İyiyiz” diyorlardı ama seslerinde yaşananların derin yankıları duyuluyordu

Bugün, neredeyse iki yıl sonra kendimize şu soruyu sormalıyız: Bu süreçte nasıl bir dünyanın kurulmasına seyirci kaldık? Şimdiye kadar 50 binden fazla Filistinli yaşamını yitirdi. Hayatını kaybedenler arasında kadınlar, çocuklar, sağlık çalışanları, gazeteciler ve insani yardım görevlileri vardı. Mahalleler yıkıldı. Gıda ve su gibi temel ihtiyaçlar, çatışma ortamında bir baskı aracına dönüştü. Açlık artık kendiliğinden gelişen bir sonuç değil sürdürülen uygulamaların bir yansıması halini aldı.

Peki gerçekten, Tevrat’ta geçen “cana can, göze göz, dişe diş” (Tesniye 19:21) sözünü, bir uyarı değil de başvurulan bir davranış kalıbı gibi mi görüyoruz?  Bir toplum, eğer misillemeyi temel işleyiş ilkesi haline getirirse, ayakta kalabilir mi?

Popper’ın da belirttiği gibi, öğrenmemiz gereken şey, politikaları eylem ya da söylemlerine göre değil, ortaya çıkan sonuçlara göre değerlendirmemiz gerektiğidir. Bu savaşın sonucu adalet değil ahlaki aşınmadır. Her seferinde 50, 100 sivil daha hayatını kaybederken ve dünya neredeyse hiç tepki vermezken, insan ruhunun katmanları da uyuşmaktadır.

Ben Almanya’da, savaş sonrası sessizliğin içinde büyümüş ailelerin çocuklarıyla birlikte büyüdüm. Çocukken büyüklerimize Holokost’u sorardık: Kaybolan komşuları, bir daha dönmeyen arkadaşları… “Neden sesinizi çıkarmadınız?” derdik.Verdikleri cevap hep aynıydı: “Korkuyorduk.”

Peki ya şimdi? “Yeter artık” demekten biz de mi korkuyoruz? Bu ne bir din meselesi ne de milliyet meselesi. Bu, insanlığımızın sınandığı bir andır. Çocuklar açlıkla mücadele ederken ve siviller hayatını kaybederken sessiz kalmak ortak insanlık ahlakına ve medeniyetin kurucu ilkelerine sırt çevirmektir. sadece ortak insanlık ahlakına değil, aynı zamanda bizi medeniyetten ayıran tüm değerlere sırt çevirmektir.

Şunu açıkça ifade edelim:Hamas’ın işlediği suçları kınamak, benzer eylemleri meşrulaştırmak için bir gerekçe olamaz. Ahlaki pusulamız seçici olamaz. Açık toplum, yalnızca karşımızdakileri değil, kendimizi de sorgulamamızı talep eder. Özellikle de bizim adımıza ya da bizim sessizliğimizle sürdürülen politikaları.

Tarih, anne babalarımıza ve onların anne babalarına sorduğu gibi bir gün bize de soracak: Siz o zaman sesinizi yükselttiniz mi?

]]>
https://gelis.org/tr/2025/07/28/yeter-ama-ne-zaman-misilleme-mantigina-karsi-akilci-bir-cagri/feed/ 0
Reformun Ötesinde Bir Vizyon: 5 Aralık 1934 https://gelis.org/tr/2024/12/04/reformun-otesinde-bir-vizyon-5-aralik-1934/ https://gelis.org/tr/2024/12/04/reformun-otesinde-bir-vizyon-5-aralik-1934/#respond Wed, 04 Dec 2024 08:30:54 +0000 https://gelis.org/?p=8049 5 Aralık 1934’te bundan tam 90 yıl önce, Mustafa Kemal Atatürk, attığı adımla birlikte Türkiye’nin kendini konumlandırdığı yer ve vizyon olarak dünyanın geri kalanından nasıl ileride olduğunu adeta bizlere gösterircesine Türk kadınına seçme ve seçilme hakkını tanıdı. Bu önemli tarihi, dönemin konjonktürü içerisinde, Türk kadınının hak ettiği ve gerçekte olması gerektiği yer konusunda dünyanın geri kalanına karşı Türkiye’nin ve Mustafa Kemal Atatürk’ün bir manifestosu olarak görüyorum. Bu manifestonun toplumsal hayatımız için ne denli önemli ve ileri görüşlü olduğunu anlamak için o dönemin tarihine bakmak yeterli diye düşünüyorum.

İlk Kadın Muhtar Gül Esin

O dönemde Aydın’ın Karpuzlu’ya bağlı Demircidere Köyünde seçimler, köyde seçme ve seçilme hakkına sahip bütün kadın ve erkeklerin katılımıyla köy derneği cumhuriyet meydanında toplanan 500’e yakın kişi oylarını kullanarak gerçekleşmişti. Seçimlere sekiz muhtar adayı katılırken, sekiz kişi içerisinde tek kadın aday Gül Esin’di. Gül Hanımın muhtar seçilmesinde devrimin öne çıkardığı kadın imajının simgesel önemi gibi siyasal tercihler bir yana; kasaba halkı tarafından sevilmesi, saygı görmesi ve aynı zamanda henüz erkeklerin bile doğru dürüst okuma yazma bilmediği bir dönemde okuryazar olması önemli bir etken olmuştu. Bu örnek, tarihte bir ilk olarak kadınların yalnızca siyasette değil, yerel yönetimlerde de nasıl öncü roller üstlenebileceğini ve liderlik becerilerinin toplumsal cinsiyetle sınırlı olmadığını herkese göstermişti.

Günümüzde de kadınların belediye başkanı, muhtar, milletvekili, bakan ve hatta başbakan olarak halkı temsil etmesinin önünü açan bu adımı, üzerinden 90 yıl geçmiş olmasına rağmen gururla anmak bizlere bu büyük vizyon ışığında hareket etmek için bir sorumluluk yüklüyor.

Gül Esin, elbette bu dönemin yalnızca bir örneğiydi. Onun gibi daha nice kadın, çeşitli alanlarda cesur adımlar atarak kadınların toplumsal hayatta hak ettikleri yeri alabilmeleri için mücadele etti. Unutmamalıyız ki 5 Aralık 1934 yalnızca bir tarihten ibaret değil, bugün bizlere hâlâ devam eden bu mücadeleyi hatırlatmak ve daha eşit bir gelecek inşa etmek için bir ilham kaynağı olmaya devam edecek.

Gelecek İçin İlham

Bugün, 5 Aralık 1934’ü anarken, sadece geçmişte verilen doğru bir kararın başarısını kutlamıyorum; aynı zamanda bugüne ve geleceğe dair sorumluluklarımızı da hatırlıyorum. Bu reformun ardındaki felsefe, yalnızca o dönemin ihtiyaçlarına yanıt vermekle kalmadı; hepimize geleceğe dair bir vizyon sundu. Kadınlarımızın toplumsal hayatta, siyasette ve her alanda hak ettiği yeri alması, yalnızca bir toplumun yarısını güçlendirmek değil, o toplumun tamamını ileri taşımak olduğuna inanıyorum. Mustafa Kemal Atatürk’ün “Kadınlarını geri bırakan toplum, geride kalmaya mahkumdur” sözü, bugün de yolumuzu aydınlatmıyor mu?

Şahsi gözlemim şu ki, 5 Aralık 1934’teki bu cesur adım, yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın ortak tarihi için bir ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Örneğin, İtalya ve Fransa’nın bu adımı ancak 1944’te Türkiye’den tam 10 yıl sonra, medeni hukukumuzu aldığımız İsviçre’nin ise Atatürk’ün verdiği haktan tam 37 sene sonra 1971’de atmış olmas bunun somut bir göstergesi. Bu vizyonu anlamak ve yaşatmak, yalnızca geçmişe bir saygı değil, daha eşitlikçi ve daha çağdaş bir geleceğe olan inancımı pekiştiren bir sorumluluk. Bugün, bu cesur adımın izinden giderek, gelecek nesillere yol gösteren birer temsilci olalım ve geleceği birlikte inşa edelim.

]]>
https://gelis.org/tr/2024/12/04/reformun-otesinde-bir-vizyon-5-aralik-1934/feed/ 0
Sizce bir ülkede 168 yıldır olmanın en önemli sırrı nedir? https://gelis.org/tr/2024/11/05/sizce-bir-ulkede-168-yildir-olmanin-en-onemli-sirri-nedir/ https://gelis.org/tr/2024/11/05/sizce-bir-ulkede-168-yildir-olmanin-en-onemli-sirri-nedir/#respond Tue, 05 Nov 2024 19:32:42 +0000 https://gelis.org/?p=7948 Bana göre, geleceğe odaklanıp, karşılıklı güven oluşturarak ortak hedefler doğrultusunda dayanışma içinde çalışmaktır.

“Nasıl Bir Ekonomi” gazetesinin Almanya ekine verdiğim röportajda, iş ortaklarımıza yarattığımız değerden, Ar-Ge yatırımlarımızdan, yapay zeka (AI) teknolojilerinden ve sürdürülebilirlik odaklı çalışmalarımızdan bahsetme fırsatı buldum. Siemens Türkiye olarak, iş ortaklarımızla birlikte değer yaratmak amacıyla sürekli yenilikçi çözümler geliştirmeye odaklanıyoruz. 2023 yılında Ar-Ge’ye yaptığımız 3 milyar lira üzerindeki yatırım, bu alandaki kararlılığımızı bir kez daha kanıtlıyor.

Müşterilerimizle birlikte çevresel etkileri azaltmak için çalışarak, 2023’te 71.000 ton CO2 emisyonunu azaltmalarına yardımcı olmaya devam ediyoruz. Siemens Türkiye olarak teknoloji şirketi olarak yenilikçi çözümlerimizle Türkiye’ye değer katmaya devam edeceğiz.

 

]]>
https://gelis.org/tr/2024/11/05/sizce-bir-ulkede-168-yildir-olmanin-en-onemli-sirri-nedir/feed/ 0
Dünya Ruh Sağlığı Günü https://gelis.org/tr/2024/10/10/dunya-ruh-sagligi-gunu/ https://gelis.org/tr/2024/10/10/dunya-ruh-sagligi-gunu/#respond Thu, 10 Oct 2024 13:12:01 +0000 https://gelis.org/?p=7840 Dünya Ruh Sağlığı Günü’nde, her zamankinden daha karmaşık bir dünyada yaşayan gençlerimizi düşünüyorum. COVID-19 pandemisinin yankıları, uzaktan öğrenme ve çalışma geçişleri ile artan belirsizlikler, hepimizde olduğu gibi onların da zihinlerinde ve kalplerinde derin izler bıraktı. “Kaygı” duygusu sınırları aşarak evrensel bir kabulleniş ve  hepimizi derinden etkileyen bir  his haline geldi; bu durum Türkiye’de de hissediliyor.

Bu zorlukların yanı sıra,her geçen gün şahit oluyoruz ki gençlerimiz dijital dünyanın labirentinde kaybolmuş durumda. Sürekli bilgi akışı ve bitmek bilmeyen bildirimler, benzersiz bir stres türü yaratıyor—ben buna “dijital yük” diyorum. Birden fazla dijital araç, platform ve teknolojiyi yönetmenin getirdiği sessiz bir yük var; hepsi dikkat talep ediyor ve bu da bizi bunalmış ve tükenmiş hissettiriyor.

Savaşların ve çatışmaların etkisi, yalnızca doğrudan etkilenenler için değil, aynı zamanda bu krizlere uzaktan tanık olanlar için de zihinsel sağlık üzerinde ağır bir baskı oluşturuyor. Bu durum, istikrarsızlık, güvensizlik ve çaresizlik hissini artırıyor. Türkiye’de, yüksek enflasyon ve artan yaşam maliyetleri, birçok gencin günlük yaşamını bir mücadele haline getiriyor. Zor seçimlerle karşılaşan gençler, evde kalmayı mı yoksa yurtdışında yeni fırsatlar aramayı mı tercih etmeliyim diye düşünüyor; başka bir ülkenin vaatlerinin gerçekten göründüğü kadar parlak olup olmadığını sorguluyor.

Bugün, onlara—ve hepimize—hatırlatmak istiyorum ki, hayat birçok sorun sunsa da, aynı zamanda bu sorunları çözme daveti de sunuyor. Karl Popper’ın bir zamanlar söylediği gibi, “Hepimiz, olayların geçmişte olduğu gibi yanlış gitmeye devam edeceğini düşünmeye eğilimliyiz. Ancak tam da bu anlarda, onları doğru yola sokmak için yeni yollar aramayı öğrenebiliriz.”

Umudun pasif bir yaklaşım değil, aktif bir arayış olduğunu unutmamalıyız. Umut aslında; alternatifler aramakta, etrafımızdaki insanlardan destek bulmakta ve daha iyi bir yarının mücadelesinin bugün en küçük adımlarla başladığını fark etmekte gizlidir. Dünyanın durumu ve çevremizdeki dijital kaos nedeniyle belirsizlik, bunalmışlık veya hatta umutsuzluk hissetmek normaldir. Ancak her zorlukla birlikte değişim, büyüme ve yeni başlangıçlar için bir potansiyelin geldiğini de unutmamalıyız.

Gençlerimiz bu yolculukta yalnız değiller. Birlikte, ruh sağlığının anlaşıldığı, empati ile hareket ettiğimiz ve umudun bize ileriye taşıdığı bir toplum inşa edebiliriz; bu, zorluklar karşısında bile geçerlidir.

Haydi, gençlerimizi dinlemeye, destek olmaya ve onlarla birlikte yürümeye devam edelim.

]]>
https://gelis.org/tr/2024/10/10/dunya-ruh-sagligi-gunu/feed/ 0
Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü’nü kutluyoruz: “İyi Ol + İyi Çalış ”ı Desteklemek https://gelis.org/tr/2024/04/26/dunya-is-sagligi-ve-guvenligi-gununu-kutluyoruz-iyi-ol-iyi-calis-i-desteklemek/ https://gelis.org/tr/2024/04/26/dunya-is-sagligi-ve-guvenligi-gununu-kutluyoruz-iyi-ol-iyi-calis-i-desteklemek/#respond Fri, 26 Apr 2024 05:29:02 +0000 https://gelis.org/?p=7370 28 Nisan Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü’nü kutladığımız bu günlerde, tarihin eşsiz bir noktasında duruyoruz. Daha önce hiçbir zaman güvenlik ve sağlık hakkında bu kadar çok konuşmamıştık, ancak yine de dünyamız, evlerimiz ve işyerlerimiz önemli güvenlik riskleriyle karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Bu yılın teması olan “İyi Ol + İyi Çalış” sadece bir slogan değil, aynı zamanda bir eylem çağrısıdır. Sağlığımızı korumak ve güvenli çalışma koşullarını sağlamak arasındaki kritik dengeyi vurgulamaktadır; bu denge herkesin gelişebileceği bir ortam yaratmak için gereklidir.

İyi Olun: Kişiseldir

İyi olmak, kendi sağlığınızı ve refahınızı korumak için proaktif adımlar atmakla ilgilidir. Bu, işinize ve toplumunuza anlamlı bir şekilde katkıda bulunma yeteneğinizin kendinize ne kadar iyi baktığınızla doğrudan bağlantılı olduğunu kabul etmekle ilgilidir. Sağlık ve güvenlikle ilgili tartışmaların her zamankinden daha yaygın olduğu bir dönemde, bu konu daha da kişisel ve acil hale geliyor. Bu, öz bakımın bir seçenek değil, bir gereklilik olduğunu hatırlatıyor.

İyi Çalışın: Kolektif

Diğer taraftan, iyi çalışmak kolektif olarak bizimle ilgilidir. Güvenliğin sadece bir gereklilik değil, ortak bir taahhüt olduğu bir ortam yaratmakla ilgilidir. Bu, hedeflerimize ulaşmak için daha iyi ve daha güvenli yollar bulmaya çalışarak işbirliği ve yenilikçilikle ilgilidir. Ancak bu kolektif çabaya teknolojinin iki ucu keskin kılıcı meydan okuyor. Teknoloji bizi daha güvenli hale getirme potansiyeline sahip olsa da, etik dışı kullanımı hepimizi riske atabilir.

Sıfır Toleransın Özü

İlginçtir ki, güvenlik konusundaki toleransımız büyük farklılıklar göstermektedir. Güvenlik konusuna da ailemize gösterdiğimiz korumacılıkla yaklaşmalı, potansiyel risklere karşı sıfır toleranslı bir tutum benimsemeliyiz. Hiçbir şey insan hayatını riske atmaya değmez, ne zaman çizelgesi, ne kâr, ne de kolaylık.

İlerleme Paradoksu

Bugün kendimizi, güvenlikle ilgili konuşmaların bolluğu ile risklerin her fırsatta devam etmesinin keskin bir tezat oluşturduğu bir paradoksun içinde buluyoruz. Teknoloji güvenliğimizi arttırmak için bir araç olmalı, ancak yanlış kullanıldığında refahımızın dokusunu tehlikeye atıyor. Bu çelişki, daha güvenli bir dünyaya doğru yolculuğun bizimle, her bir bireyin pusuda bekleyen tehlikeleri görmezden gelmeme kararlılığıyla başladığını keskin bir şekilde hatırlatıyor.

Benim için bu kişisel bir mesele. Bu, sorumlu bireyler olmak için kendi içimizden başlamakla, yaptığımız her eylemin koruma ya da tehlikeye atma potansiyeline sahip olduğunu kabul etmekle ilgilidir. Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü’nü anarken, “İyi Ol + İyi Çalış” ilkesini sadece bugün için bir ilke olarak değil, yaşam boyu sürecek bir taahhüt olarak benimseyelim. Herkesin güvenli ve sağlıklı ortamlarda gelişme fırsatına sahip olduğu bir gelecek yaratmak için birlikte çalışalım.

]]>
https://gelis.org/tr/2024/04/26/dunya-is-sagligi-ve-guvenligi-gununu-kutluyoruz-iyi-ol-iyi-calis-i-desteklemek/feed/ 0
Dijital Dünyada Analoğun Kalıcı Önemi https://gelis.org/tr/2024/03/20/dijital-dunyada-analogun-kalici-onemi/ https://gelis.org/tr/2024/03/20/dijital-dunyada-analogun-kalici-onemi/#respond Wed, 20 Mar 2024 05:38:18 +0000 https://gelis.org/?p=7275 Dijital teknolojinin hüküm sürdüğü bir çağda, bizi somut ve zamansız olana bağlayan köklerin kalıcı önemini göz ardı etmek kolaydır. Dijital İkizler, Yapay Zeka ve Nesnelerin İnterneti gibi teknolojilerle Dördüncü Sanayi Devriminin dalgaları arasında seyrettiğimiz bu dönem akıllara oldukça önemli bir soruyu getiriyor: Giderek dijitalleşen dünyamızda analog teknolojinin yeri nedir?

Geçtiğimiz yılları karakterize eden hızlı dijitalleşmeye rağmen, analog teknoloji yalnızca güncelliğini korumakla kalmamış, aynı zamanda temel önemini de korumuştur. Plakların sıcaklığından dokunma hissine kadar mekanik saatlerin geri bildirimi olan analog teknolojiler, bizlere dijital muadillerinin taklit etmeye çalıştığı ancak tam olarak yakalayamadığı bir deneyim zenginliği sunmaktadır.

Bu fizikselliğin ve işlevselliğin birleşimi, temelinde insan olan bir şeye hitap eder: Somut ve otantik olanı takdir etme… Özellikle müzik dünyasında vinyl plaklar yalnızca nostaljik değerleriyle değil, aynı zamanda DJ’ler tarafından dijital teknolojilerle harmanlanarak yenilikçi müzik deneyimleri yaratmada kullanılmalarıyla da öne çıkmaktadır. DJ’ler, analoğun sıcaklığını ve dokunsal deneyimini dijital teknolojinin sağladığı esneklik ve yenilikle birleştirerek müziği yeni bir boyuta taşımaktadır. Bu, analog ve dijital teknolojilerin bir arada nasıl güçlü bir sinerji yaratabileceğinin sadece küçük bir örneğidir. 

Irene Vallejo’nun “Papyrus” ve Caroline Weaver’ın “The Pencil Perfect” adlı eserleri üzerinden yaptığım son analog dünya keşfi, analog cihazların ve teknolojinin kalıcı mirasına olan takdirimi yeniden canlandırdı. Bu okumalar yalnızca anlayışımı zenginleştirmekle kalmadı, aynı zamanda analog ve dijital alemler arasındaki karmaşık etkileşimimi de aydınlattı. “Papyrus”, yazılı kelimenin tarihini ve insan uygarlığı üzerindeki derin etkisini ortaya çıkararak bize bilgi ve kültürün somut mirasını hatırlatıyor. Vallejo’nun parşömenlerin ve el yazmalarının antik dünyasına yaptığı keşif, dijitalleşmenin gölgede bırakma eğiliminde olduğu iletişim fizikselliğinin de altını çiziyor.

Buna paralel olarak, Caroline Weaver tarafından kaleme alınan ‘’The Pencil Perfect- Kurşun Kalem Kusursuzdur” adlı kitap, analog bir araç olan mütevazı kurşun kalemin yolculuğunu inceliyor ve onun yaratıcılık ve inovasyondaki gösterişsiz ama bir o kadar önemli rolünü vurguluyor. Weaver’ın anlatısı, kurşun kalem gibi basit analog araçların fikirleri nasıl şekillendirmeye devam ettiğini ve somut ile dijital arasındaki boşluğu nasıl sorunsuz bir şekilde doldurduğunu gözler önüne seriyor. 

Bu perspektif benim için bir keşif oldu…  Son yıllarda, dijital öğrenime ve söylemlere dalmış olmam, istemeden de olsa dijital ilerlemelerimizin temelini oluşturan analog temeli göz ardı etmeme neden olmuştu. Ancak dijital dünyanın analoğun yerine geçmediğini, aksine onun bir uzantısı olduğunu fark ettim. Her biri ona bağlı bir şekilde derinlik, bağlam ve yenilik için diğerini geliştiriyor. Bu düşünce, analog ve dijital teknolojiler arasındaki simbiyotik ilişkiyi daha derinlemesine keşfetmek için adeta bir davet niteliğindedir. Bu alanlar nasıl bir arada var oluyor, birbirlerini tamamlıyor ve karşılıklı olarak deneyimlerimizi ve dünyayı anlamamızı nasıl etkiliyor?

Dijital çağda ilerlemeye devam ederken, bizi zengin bir bilgi, yaratıcılık ve insan etkileşimi mirasına bağlayan analog kökleri göz ardı etmeyelim. Bir kitabın sayfalarını çevirmenin verdiği dokunsal haz, bir düşünceyi kalemle kâğıda not etmenin dolaysızlığı, dijital teknolojinin taklit etmeye çalıştığı ancak kopyalamakta başarısız olduğu deneyimlerdir. Önümüzdeki yıllarda, manuel ve dijital görevlerin nörolojik işlevleri nasıl farklı şekilde etkilediğine dair anlayışımızı derinleştirmemiz bizler için hayati önem taşımaktadır. Geleceği kucaklama arayışımızda, geçmişin derslerini ve miraslarını unutmamalıyız. Analog teknolojiler, dokunsal zenginlikleri ve insan merkezli tasarımlarıyla birlikte bize ilerlemenin yalnızca hız veya verimlilikle alakalı olmadığını, buna karşın günlük deneyimlerimizdeki derinlik ve dokuyla da ilgili olduğunu da hatırlatır.

Her geçen gün daha fazla dijitalleşen dünyamızda analog teknolojinin önemli rolünü birlikte gündemde tutmaya devam edelim. Analog geçmişimizi kabul ederek ve ona değer vererek, dijital ve analog teknolojilerin uyum içinde hayatlarımızı zenginleştirdiği; daha bütünleşmiş ve anlamlı bir geleceğin yolunu açabiliriz. Bu yazı yalnızca düşüncelerin kaleme alınmasından ibaret değildir, aynı zamanda dijital yaşamlarımızdaki analog temellerin daha derinlemesine takdir edilmesi ve keşfedilmesi için bir eylem çağrısıdır da. Diyaloğu teşvik etmeyi, daha fazla keşfe ilham vermeyi ve analog ile dijital arasındaki etkileşim için daha derin bir farkındalık geliştirmeyi, böylece deneyimlerimizi zenginleştirmeyi ve etrafımızdaki dünyayı daha iyi anlamamızı sağlamayı da amaçlamaktadır.

]]>
https://gelis.org/tr/2024/03/20/dijital-dunyada-analogun-kalici-onemi/feed/ 0
8 Mart ve Bana Düşündürdükleri Üzerine https://gelis.org/tr/2024/03/08/8-mart-ve-bana-dusundurdukleri-uzerine/ https://gelis.org/tr/2024/03/08/8-mart-ve-bana-dusundurdukleri-uzerine/#respond Fri, 08 Mar 2024 06:50:50 +0000 https://gelis.org/?p=7254 Bu günün benim için ne anlama geldiği üzerine bazı düşüncelerimi paylaşmak zorunluluğu hissediyorum. Yıllar boyunca, bu özel gün vesilesiyle kadınlara karşı sayısız minnettarlık ve iyi dilek mesajları paylaştık. Ancak, bu iyi niyetli kabullere rağmen, bu günün ve kadınların toplumdaki rollerinin genel algıları konusunda derinden rahatsızlık duyuyorum.

Erkekler tarafından başlatılan savaşlar, büyük oranda erkekler tarafından işlenen toplumsal suistimaller ve ezici bir şekilde erkekler tarafından işlenen suçları gözlemlediğimde bir üzüntü duyuyorum. Bu gözlemler sadece tesadüfi değil, ancak liderlik ve toplumsal normlardaki derin bir dengesizliği ve bunun geniş kapsamlı  sonuçlarını yansıtıyor.

Benim için Kadınlar Günü’nün özü, çeşitli liderlik yelpazesine olan acil ihtiyacın vurgulandığı bir anımsatıcıdır. Kadınlar bu diyalogda sadece katılımcı değil, çözümün temel bir parçasıdır. Benzersiz bakış açıları, empatileri ve dirençleri, zamanımızın karmaşık zorluklarıyla başa çıkmada vazgeçilmezdir. Ancak potansiyelleri, modası geçmiş stereotipler ve cinsiyet rolleri tarafından ciddi şekilde kullanılmamakta, engellenmektedir.

Çocuklarımızı yetiştirme şeklimizi yeniden düşünmek zorundayız. Erkek çocuklar, geçmişin tipik savaşçılarına dönüştürülmemeli, ancak barış, uyum ve özellikle kadınlara karşı saygı liderleri olarak yetiştirilmelidir. Benzer şekilde, kız çocukları pasif rolleri benimsemeye zorlanmamalı, her açıdan eşit olarak ayakta durmaya, konuşmaya ve hareket etmeye cesaretlendirilmelidir.

Kadınlar Günü sadece bir kutlama değil, aynı zamanda iç gözlem ve eylem çağrısıdır. Statükoyu sorgulamak, cinsiyetin bir kişinin değerini veya potansiyelini belirlemediği bir dünya hayal etmek için bizi çağırır. Bu gün, eşitlik için besleyici bir ortamı teşvik etmeye, her çocuğun geleneksel cinsiyet rollerinin kısıtlamalarından daha fazlasını hayal edebileceği bir ortamı yeniden oluşturmaya bizi davet eder.

Gelecek nesillere aşılayacağımız değerler, verdiğimiz örnekler ve yükselttiğimiz sesler aracılıyla bu günün daha adil bir topluma giden bir yolun başlangıcı olmasına izin verelim.

Birlikte, algıları yeniden şekillendirebilir, adaletsizliklere meydan okuyabilir ve Kadınlar Günü’nün sadece bir kutlama değil, gerçekleştirilmiş cinsiyet eşitliğinin bir belgesi olduğu bir gelecek için yol açabiliriz.

]]>
https://gelis.org/tr/2024/03/08/8-mart-ve-bana-dusundurdukleri-uzerine/feed/ 0
Global Etik Ayı: Doğrusunu yapmak https://gelis.org/tr/2024/02/22/global-etik-ayi-dogrusunu-yapmak/ https://gelis.org/tr/2024/02/22/global-etik-ayi-dogrusunu-yapmak/#comments Thu, 22 Feb 2024 07:38:56 +0000 https://gelis.org/?p=7164 Takvimde ilerlerken, her biri insanlığımızın ve yaşadığımız çeşitli gezegenin yönlerini aydınlatan, her biri kendi önemine sahip çok sayıda global kutlama ve anma günleriyle karşılaşıyoruz. Bunlar arasında, Global Etik Ayı, kişisel ve kolektif etkileşimlerimizi yöneten temel ilkeler üzerine düşünmemiz için bizi teşvik eden bir işaret kulesi olarak öne çıkıyor.

Etik, haber başlıklarımızı sık sık adaletsizliklerin ve ahlaki pusulaların erozyonunun işgal ettiği bir dünyada, önemi abartılamayacak bir konudur. Bu tür adaletsizliklerin kökleri, genellikle etik davranıştan sapmış bir toplumun derinliklerinde yatar ve güven, eşitlik ve toplulukların refahı üzerinde geniş çapta sonuçlar doğurur. Bu sorunlar hakkında inkâr kültürü içinde derinleşen bir toplum, daha adil ve eşit bir topluma doğru ilerlemeyi engelleyerek sorunu daha da kötüleştirir.

Etik, pek çok dinamiği ile boşlukta var olmaz. Evde, kendimizi nasıl davrandığımız ve çocuklarımıza örnek olduğumuz şekilde başlar. Eylemlerimiz, bir sonraki nesle sorumluluk, saygı ve sadece kendimiz için değil, etrafımızdaki insanlar ve paylaştığımız çevre için yararlı seçimler yapmanın önemini öğreten ham modeller olarak hizmet eder. Sorumlu ve etik davranış, gözlem ve uygulama yoluyla en iyi öğrenilen bir ders olduğundan, aile, toplumun daha iyiye doğru gelişmesine katkıda bulunan değerleri yetiştirmek için temel bir zemin oluşturur.

Ancak, sorumluluk kişisel ve aile dinamikleriyle bitmez; yapacağımız her etkileşim ve kararda devam eder. Bu ay, etik davranışın yılda bir kez hatırlanacak sadece global bir konu olmadığını, günlük yaşamımızda bütünlük ve doğruluk taahhüdü olan kişisel bir taahhüt olduğunu bize hatırlatır. Her birimiz, dürüstlüğü aldatmacanın üzerine, kayıtsızlığın üzerine nezaketi ve eşitsizliğin üzerine adaleti seçerek daha etik bir dünya için katkıda bulunabiliriz.

Global Etik Ayı, sadece bir yansıma dönemi değil, bir eylem çağrısıdır. Değerlerimizi sorgulamamız ve eylemlerimizi buna göre hizalamamız için bizi zorlar, inkâr kültüründen kabul ve iyileştirme kültürüne doğru ilerlemek için. Etik, felsefecilerin ve akademisyenlerin ayrıcalığı olan uzak bir konsept değil, her birimizin sahip olduğu ve şekillendirdiği, her gün yaşayan, nefes alan bir yaşamın parçasıdır.

Bu önemli ayı işaretlerken, evlerimizde, topluluklarımızda ve daha geniş dünyada etik değişimin ajansı olmaya kendimizi adamak için bir taahhütte bulunalım. Sonuçta, daha etik bir topluma doğru yolculuk, bir seferde bir sorumlu seçimle başlar.

]]>
https://gelis.org/tr/2024/02/22/global-etik-ayi-dogrusunu-yapmak/feed/ 1
Kuralları Anlamak ve Yaşamak ile Sadece Kurallar Koymak Arasındaki Fark: “Normatif Dinamizm” Nedir? https://gelis.org/tr/2024/02/12/kurallari-anlamak-ve-yasamak-ile-sadece-kurallar-koymak-arasindaki-fark-normatif-dinamizm-nedir/ Mon, 12 Feb 2024 11:19:50 +0000 https://gelis.org/?p=7058 “Normatif Dinamizm” terimi size yabancı gelebilir. Bu kavram, günlük hayatımızda, özellikle kuralları nasıl algıladığımız ve onlarla nasıl etkileşimde bulunduğumuz açısından önemli bir rol oynar.

Normatif Dinamizm’in temelinde, kuralları sadece koymak ve uzun, karmaşık yönergeler içinde gizlemek yerine, kuralları anlamak ve onlara göre yaşamanın önemi yatar. Burada önemli olan, kuralların var olması değil, bu kuralların mantıklı olması, bilinmesi ve günlük eylemlerimize entegre edilmesidir.

Düşünün ki, bir şirketin kural kitapçığı onlarca sayfa kuralla dolu. Bu kuralları gerçekten yüreğinden bilen ve anlayan kaç çalışan var? Şimdi bunun aksine, kuralların açık, açıklamalı ve herkes tarafından açıkça tartışıldığı bir iş yerini düşünün. Bu ortamda çalışanlar, kuralların değerini ve etkisini anladığı için bu kurallara daha çok uyacaklardır.

Basit bir kural olan “Çalışma alanınızı düzenli tutun”u ele alalım. Eğer bu kural bir el kitabında gizliyse, kolayca unutulabilir. Ama bu, herkesin düzenli bir alanın daha iyi verimlilik ve daha hoş bir çalışma ortamına yol açtığını anladığı bir iş kültürünün parçasıysa, bu bir yazılı ilke değil, yaşanan bir prensip haline gelir.

Bu yaklaşım sadece uyumluluktan öteye geçer. Kuralların sadece yapılması ve yapılmaması gerekenlerin bir listesi değil, ortak bir sorumluluk ve ortak bir anlayış olduğu bir ortamı teşvik eder. Herkesi kuralların neden var olduğunu ve günlük senaryolarda nasıl etkili bir şekilde uygulanabileceğini düşünmeye teşvik eder.

Özetle, Normatif Dinamizm, kuralları koymak ile onları gerçekten yaşamak arasındaki uçurumu kapatmakla ilgilidir. Kuralların sadece el kitaplarında yazılı olmadığı, günlük anlayışımızın ve davranışımızın bir parçası olduğu bir kültür yaratmaktır. Bu yaklaşım, kuralları sadece daha etkili kılmakla kalmaz, aynı zamanda onların sürekli değişen dünyamıza uygun, adil ve uyarlanabilir olmalarını da sağlar.

]]>