<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hüseyin Gelis</title>
	<atom:link href="https://gelis.org/tr/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://gelis.org</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 05 May 2026 06:12:55 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>Siemens Türkiye 170 yaşında</title>
		<link>https://gelis.org/tr/2026/05/05/siemens-turkiye-170-yasinda/</link>
					<comments>https://gelis.org/tr/2026/05/05/siemens-turkiye-170-yasinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gelis]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 May 2026 09:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İş Dünyası]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://gelis.org/?p=12364</guid>

					<description><![CDATA[1856 yılında, bu toprakları telgraf hatlarıyla dünyaya bağlamak üzere yola çıktığımızda, aslında yalnızca bir teknoloji getirmedik; nesiller boyu sürecek, kopmayacak kadar güçlü bir bağın temellerini attık.

Bugün, o ilk adımın üzerinden tam 170 yıl geçti.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1856 yılında, bu toprakları telgraf hatlarıyla dünyaya bağlamak üzere yola çıktığımızda, aslında yalnızca bir teknoloji getirmedik; nesiller boyu sürecek, kopmayacak kadar güçlü bir bağın temellerini attık.</p>
<p>Bugün, o ilk adımın üzerinden tam 170 yıl geçti.</p>
<p>170 yıldır bu topraklara ait olmaktan, bu büyük ailenin bir parçası olmaktan ve en önemlisi bu yolculuğu Türkiye ile birlikte sürdürmekten büyük bir onur duyuyoruz.</p>
<p>Bu yolculuk boyunca elde ettiğimiz her başarıda, yalnızca teknolojimizin değil; Siemenslilerin emeğinin ve tutkusunun imzası var.</p>
<p>Bu özel yıl dönümü vesilesiyle, değerli çalışma arkadaşım Thomas Kolbinger ile geçmişimizin gururunu, bugünün heyecanını ve geleceğe olan sarsılmaz inancımızı konuştuğumuz bir video hazırladık.</p>
<p>Keyifle izlemeniz dileğiyle.<br />
Siemens Türkiye’nin 170. yılı kutlu olsun!</p>
<p><iframe title="Hüseyin Gelis (Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO) ve Thomas Kolbinger (CFO) ile 170 Yıllık Yolculuk" width="1100" height="619" src="https://www.youtube.com/embed/fNIOjAG3hS8?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gelis.org/tr/2026/05/05/siemens-turkiye-170-yasinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AİT OLMAK ÜZERİNE</title>
		<link>https://gelis.org/tr/2026/04/30/ait-olmak-uzerine/</link>
					<comments>https://gelis.org/tr/2026/04/30/ait-olmak-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gelis]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Apr 2026 05:37:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://gelis.org/?p=12341</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde neredeyse her şeyin bir “uluslararası günü” var. Kabul ediyorum, ilk tepki bazen “tamam… bir tane daha” olabiliyor.
Ama biraz durup düşündüğümde, bunun arkasında daha derin bir anlam olduğuna inanıyorum.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sabah kendimi “ait olma” kavramını düşünürken buldum.</p>
<p>Günümüzde neredeyse her şeyin bir “uluslararası günü” var. Kabul ediyorum, ilk tepki bazen “tamam… bir tane daha” olabiliyor.<br />
Ama biraz durup düşündüğümde, bunun arkasında daha derin bir anlam olduğuna inanıyorum.</p>
<p>Dünya hızla akıyor. Hem de çok hızlı. Haberler, gelişmeler, öncelikler; biri diğerinin yerini neredeyse anında alıyor. Gerçekten önemli olan şeyler, bu sürekli akışın içinde kaybolma riski taşıyor.</p>
<p>Belki de bu özel günler sadece birer hatırlatıcıdır.<br />
Kısa da olsa durmak, düşünmek için bir sebep.</p>
<p>Ve “ait olmak”… kesinlikle bu kısa duraksamaya değecek bir konu.</p>
<p>Peki, ait olmak ne demek?</p>
<p>Benim için oldukça basit, ama bir o kadar da kolay inşa edilmeyen bir şey.<br />
Görülüyor olduğunu hissetmek.<br />
Önemli olduğunu bilmek.<br />
Bir şeyin parçası olmak, sadece resmi olarak değil, gerçekten.</p>
<p>Bugün her an birbirimize ulaşabilir durumdayız. Mesajlar, aramalar, platformlar; hepsi elimizin altında.<br />
Ama yine de birçok insanın eskisinden daha yalnız hissettiğini düşünüyorum.</p>
<p>Dijital bağ, insan bağının yerini tutmuyor.<br />
Gerçek bir sohbet, ortak bir çaba, sizi dinleyen biri, birlikte hareket eden bir ekip…<br />
İşte ait olma duygusu tam da burada hayat buluyor.</p>
<p>Siemens’e baktığımda, bu aidiyet duygusunun uzun bir zaman içinde inşa edildiğini görüyorum.<br />
1847’de Berlin’de başladık ve sadece birkaç yıl sonra, 1856’da Türkiye’de de varlık gösterdik.<br />
Bu yıl Türkiye’deki 170. yılımızı kutluyoruz.</p>
<p>Bence bu, çok önemli bir şey anlatıyor.<br />
Biz Türkiye’de sadece varlık göstermiyoruz.<br />
Biz buraya aitiz.</p>
<p>Aynı zamanda, ülkeler, kültürler ve farklı bakış açıları arasında bağ kuran küresel bir ağın da parçasıyız.<br />
Yerel köklerimizle küresel gücümüzü birleştiren bu yapı, gerçekten çok özel.</p>
<p>Türkiye’de bu aidiyet duygusunu neyin yarattığını düşündüğümde aklıma üç şey geliyor:</p>
<p>Birincisi, insanlar.<br />
Çalışma arkadaşlarımız, partnerlerimiz, müşterilerimiz. Onlar olmadan hiçbir şey olmaz.</p>
<p>İkincisi, sorumluluk.<br />
Çevreye, topluma ve yarattığımız etkiye karşı duyduğumuz sorumluluk.</p>
<p>Üçüncüsü ise bu ülkenin kendisi.<br />
Türkiye, bizim için sadece iş yaptığımız bir yer değil. Nesiller boyunca birlikte büyüdüğümüz bir yuva.</p>
<p>Aidiyet kendiliğinden oluşmaz.<br />
Birbirimize nasıl davrandığımızla, birlikte nasıl çalıştığımızla ve günlük anlarda gösterdiğimiz saygıyla inşa edilir.</p>
<p>Her biriniz, görünür olsun ya da olmasın, bu duygunun oluşmasına katkı sağlıyorsunuz.<br />
Ve bunun için içtenlikle teşekkür etmek isterim.</p>
<p>Belki de bu günün asıl anlamı budur:<br />
Sadece bizim nereye ait olduğumuzu düşünmek değil, başkalarının da ait hissetmesine nasıl katkı sağladığımızı hatırlamak.</p>
<p>Sevgi ve saygılarımla,</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gelis.org/tr/2026/04/30/ait-olmak-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Enerji Verimliliği Değer Zincirimizin Her Aşamasında</title>
		<link>https://gelis.org/tr/2026/02/10/enerji-verimliligi-deger-zincirimizin-her-asamasinda/</link>
					<comments>https://gelis.org/tr/2026/02/10/enerji-verimliligi-deger-zincirimizin-her-asamasinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gelis]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 10 Feb 2026 07:09:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın ve Söyleşiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://gelis.org/?p=11661</guid>

					<description><![CDATA[Siemens Türkiye olarak enerji verimliliğini ve dijital dönüşümü değer zincirimizin her aşamasına entegre ediyor, enerji tüketiminin yüksek olduğu sektörlerde hayata geçirdiğimiz iş birlikleriyle enerji verimliliği ve dijital dönüşüme katkı sunuyoruz.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Siemens Türkiye olarak enerji verimliliğini ve dijital dönüşümü değer zincirimizin her aşamasına entegre ediyor, enerji tüketiminin yüksek olduğu sektörlerde hayata geçirdiğimiz iş birlikleriyle enerji verimliliği ve dijital dönüşüme katkı sunuyoruz.</p>
<p>Enerji verimliliğini dijital dönüşümle birlikte ele alıyoruz. Sanayi, altyapı ve binalarda hayata geçirdiğimiz çözümlerle enerjinin daha verimli kullanılmasını destekliyoruz. Sürdürülebilirlik ve dijital dönüşümü odağımıza aldık.Mühendislik ve teknoloji gücüyle enerjinin daha verimli kullanılmasına yönelik çözümler geliştiriyoruz. Sanayi, altyapı ve binalarda dijitalleşme odaklı yaklaşımla düşük karbonlu dönüşüme katkı sunuyoruz. Enerji verimliliği iklim kriziyle mücadelede ve sürdürülebilir kalkınmada kritik role sahip.</p>
<p><strong>Dijital dönüşüm güçlü bir itici</strong></p>
<p>Dünya, iklim değişikliğinin yarattığı acil sorunlarla karşı karşıya. Bu dönemde dijital dönüşüm, yalnızca teknolojik bir adım değil sürdürülebilirlik ve büyüme için önemli bir itici güç olarak öne çıkıyor. Ancak bugün sürdürülebilirlik alanındaki en büyük risk, teknoloji eksikliği değil kısa vadeli düşünme ve karar alma alışkanlıkları.</p>
<p>Hükûmetlerin, endüstri ve kurumların karbon salımını azaltmaya, kaynakları daha verimli kullanmaya ve belirsizlikler karşısında daha dayanıklı yapılar oluşturmaya odaklanması büyük önem taşıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın &#8216;2030 vizyonu doğrultusunda Türkiye&#8217;nin enerjisini verimlilikle büyütme&#8217; hedeflerini vurgulayan açıklama da ülkemizin bu konuya verdiği önemin en güçlü göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor.</p>
<p>Bu hedef doğrultusunda dijitalleşmenin, gerekli altyapının tasarımından işletilmesine kadar tüm süreçleri kapsayarak dönüşümü hızlandıran güçlü bir araç sunduğuna inanıyoruz.</p>
<p><strong>Aşılması gereken ciddi zorluklar var</strong></p>
<p>Sürdürülebilirlik için dijitalleşme önemli bir adım olsa da aşılması gereken ciddi zorluklar bulunuyor. Bugün birçok altyapı sistemi uzun yıllardır kullanılıyor ve dijital teknolojilerle kolayca entegre edilemiyor. Bununla birlikte verinin birçok noktada mevcut olmasına rağmen bu verinin bütünleşmiş, tutarlı ve güvenilir biryapıda karar alma süreçlerine yansıtılamaması da önemli bir darboğaz oluşturuyor.</p>
<p><strong>Somut kazanımlar elde ettik</strong></p>
<p>Geçtiğimiz yıl hem kendi operasyonlarımızda hem müşterilerimizde önemli kazanımlar elde ettik. 2025 yılında, müşterilerimizin operasyonlarında 148 bin tC02-eşd emisyon azaltımına katkı sunduk. Aynı dönemde hayata geçirilen enerji verimliliği projeleri sayesinde müşteriler için 448 adet enerji tasarruf önlemi ile 21,72 milyon Euro&#8217;luk tasarruf potansiyeli ortaya çıkardık.</p>
<p><em>*İlgili yazı, 2 Şubat 2026 tarihinde Business Life Dergisi’nde yayımlanmıştır.</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gelis.org/tr/2026/02/10/enerji-verimliligi-deger-zincirimizin-her-asamasinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Makineler Karar Süreçlerine Dahil Oldukça, Güvenliğin Niteliği Değişir</title>
		<link>https://gelis.org/tr/2026/02/06/makineler-karar-sureclerine-dahil-oldukca-guvenligin-niteligi-degisir/</link>
					<comments>https://gelis.org/tr/2026/02/06/makineler-karar-sureclerine-dahil-oldukca-guvenligin-niteligi-degisir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gelis]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Feb 2026 09:38:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dijitalizasyon/Teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://gelis.org/?p=11644</guid>

					<description><![CDATA[Onlarca yıl boyunca siber güvenliğin odağında duvarlar vardı. Güvenlik duvarları, çevresel sınırlar ve erişime kısıtlanmış bölgeler aracılığıyla amaç saldırganları dışarıda tutmak ve sistemlerin çalışmasını sağlamaktı. Bu mantık, makineler pasifken işe yarıyordu. Makinelerin karar verdiği bir dünyada ise artık işlemiyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Onlarca yıl boyunca siber güvenliğin odağında duvarlar vardı. Güvenlik duvarları, çevresel sınırlar ve erişime kısıtlanmış bölgeler aracılığıyla amaç saldırganları dışarıda tutmak ve sistemlerin çalışmasını sağlamaktı. Bu mantık, makineler pasifken işe yarıyordu. Makinelerin karar verdiği bir dünyada ise artık işlemiyor.</p>
<p>Endüstriyel sistemler; güvenilirlik, emniyet ve öngörülebilirlik için inşa edildi. Fiziksel ayrışma kadar, tasarımın kendisiyle de korunarak izole biçimde var oldular. Bugün ise aynı sistemler birbirine bağlı, sanallaştırılmış, veri odaklı ve giderek daha akıllı hâle geliyor. IT ve OT sınırları boyunca veri alışverişi yapıyor, kendilerini optimize ediyor ve gerçek zamanlı hareket ediyorlar.</p>
<p>İzolasyon yerini kontrollü açık erişime bıraktı. Determinizm yerini uyarlanabilirliğe bıraktı. Ve bu dönüşümle birlikte siber güvenlik, fark edilmeden doğasını değiştiriyor.</p>
<p>Artık en önemli soru “Bu sisteme saldırı yapılabilir mi?” değil. Bu soru zaten yanıtlanmış durumda. Daha derinde yatan soru şu: Akıllı sistemler tam olarak tasarlandıkları gibi davrandığında—ve buna rağmen amaçlamadığımız sonuçlar ürettiğinde—ne olur?</p>
<p>Modern risk artık yalnızca dış kaynaklı değil. Karmaşıklıktan, hızdan ve bağlamdan yoksun optimizasyondan ortaya çıkıyor. Bir sistemin zarar vermesi için dışarıdan müdahaleye uğraması gerekmez. Bazen yalnızca ona gereğinden fazla güvenilmesi yeterlidir.</p>
<p>Her zamankinden daha fazla siber güvenlik aracı devreye alınmasına rağmen, kritik altyapılara yönelik saldırılar artmaya devam ediyor. Sorun teknoloji eksikliği değil. Bu bir mimari problem. Sonradan eklenen güvenlik kontrolleriyle katmanlandırılmış, silo hâlindeki IT ve OT ortamları kör noktalar yaratıyor. Karmaşıklığın kendisi saldırı yüzeyine dönüşüyor.</p>
<p>Şu anda sessiz bir dönüşüm yaşanıyor. Güvenlik, sonradan eklenen bir unsur olmaktan çıkıp altyapının bizzat tasarımının bir parçası hâline geliyor. Birleşik IT/OT mimarileri, yazılım tanımlı endüstriyel veri merkezleri ve uç noktada yapay zekâ destekli güvenlik, yeni temel yapı taşları olarak ortaya çıkıyor.</p>
<p>Bu nedenle mimari artık yalnızca bir mühendislik tercihi değil, stratejik bir güvenlik kararıdır.<br />
Siemens’te bu dönüşüm; segmentasyonun, dayanıklılığın ve izlemenin tasarım gereği yerleşik olduğu modüler ve sanallaştırılmış OT altyapılarında somutlaşıyor. NVIDIA ile yürütülen iş birliği, hızlandırılmış hesaplama ve yapay zekâyı endüstriyel operasyonlara daha da yaklaştırırken; Palo Alto Networks ile kurulan ortaklıklar Zero Trust ilkelerini OT dünyasında uygulanabilir hâle getiriyor. Bunlar birer varış noktası değil. Bunlar birer işarettir.</p>
<p>Makineler, verilen hedefler doğrultusunda kendi kararlarını verebilir hâle geldiğinde, güvenliğin görevi yalnızca veriyi ya da sistemlerin çalışır durumda kalmasını korumak değildir. Güvenlik, sistemlerin hangi amaçla hareket ettiğini de denetlemek zorundadır. Bu dönüşümü erken fark edenler yalnızca daha güvenli olmayacak; aynı zamanda her gün bağımlı olduğumuz sistemlerin içinde zekânın nasıl ve hangi sınırlar içinde çalışmasına izin verileceği konusunda daha bilinçli davranacaktır. Ve bu, belki de en önemli güvenlik kararıdır.</p>
<p><strong>Nasıl ilerlemeliyiz?</strong><br />
Yapay zekâ endüstriyel altyapının bir parçası hâline geldikçe, siber güvenlik teknik bir mesele olmaktan çıkıp teknolojiden daha eski bir şeye yöneliyor: muhakemeye. Normal davranış nedir? Kabul edilebilir risk nedir? Hangi kararlar her koşulda insana geri dönmelidir? Verimlilikten feragat edilse bile özerklik nerede durmalıdır? Bu soruların bugün ne kadar kritik olduğunu kavrayanlar, yarının altyapılarını yalnızca daha güvenli biçimde kurmakla kalmayacak, onları daha yüksek bir farkındalıkla inşa edeceklerdir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gelis.org/tr/2026/02/06/makineler-karar-sureclerine-dahil-oldukca-guvenligin-niteligi-degisir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Dr. Rita Süssmuth’un Anısına</title>
		<link>https://gelis.org/tr/2026/02/03/prof-dr-rita-sussmuthun-anisina/</link>
					<comments>https://gelis.org/tr/2026/02/03/prof-dr-rita-sussmuthun-anisina/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gelis]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Feb 2026 10:19:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Rita Süssmuth]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://gelis.org/?p=11603</guid>

					<description><![CDATA[Rita Süssmuth’u uzun yıllar boyunca tanıdım; en son Türk-Alman Üniversitesi Konsorsiyumu Başkanı olarak görev yaptığı dönemde. Ancak taşıdığı unvanlar onun gerçek kişiliğini asla yansıtamadı.

Rita Süssmuth olağanüstü bir insandı—gücün değil amacın, prestijin değil geleceğe karşı sorumluluğun rehberliğinde yaşayan biri. İnsanlara, özellikle de gençlere derin bir inancı vardı; onlara güven, eğitim ve sınırların ötesinde birbirleriyle temas kurma imkânı verildiğinde daha insani bir dünyayı şekillendirebileceklerine yürekten inanıyordu.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Rita Süssmuth’u uzun yıllar boyunca tanıdım; en son <a href="https://www.linkedin.com/company/turkish-german-university/" target="_blank"><strong>Türk-Alman Üniversitesi</strong></a> Konsorsiyumu Başkanı olarak görev yaptığı dönemde. Ancak taşıdığı unvanlar onun gerçek kişiliğini asla yansıtamadı.</p>
<p>Rita Süssmuth olağanüstü bir insandı—gücün değil amacın, prestijin değil geleceğe karşı sorumluluğun rehberliğinde yaşayan biri. İnsanlara, özellikle de gençlere derin bir inancı vardı; onlara güven, eğitim ve sınırların ötesinde birbirleriyle temas kurma imkânı verildiğinde daha insani bir dünyayı şekillendirebileceklerine yürekten inanıyordu.</p>
<p>Türkiye için o, saygı duyulan bir Alman devlet insanından çok daha fazlasıydı. O bir köprüydü—sabırla inşa edilmiş, özenle korunmuş ve iki yönden de yürünebilen bir köprü. Uluslararası ilişkilerde nadir rastlanan bir gerçeği kavramıştı: Ülkeler arasındaki kalıcı bağlar yalnızca anlaşmalarla değil, ortak kurumlarla, ortak öğrenme süreçleriyle ve karşılıklı saygıyla ayakta kalır. Yurt dışından çok az kişinin başarabildiği bir şekilde, Türkiye’nin derinliğini, hedeflerini ve Avrupa’nın geleceğindeki rolünü—çevrede duran bir aktör olarak değil, gerçek bir ortak olarak—anlamıştı.</p>
<p><a href="https://www.linkedin.com/company/turkish-german-university/" target="_blank"><strong>Türk-Alman Üniversitesi</strong></a>’nin kuruluşunun ardındaki asli ruh oydu. En erken ve en kırılgan günlerinden son ana kadar bu fikrin arkasında durdu, gerekliliğini savundu ve ruhunu şekillendirdi. Üniversite, yalnızca onun vizyonundan etkilenmiş bir kurum değil; onun değerlerini ve anlayışını içinde taşıyan canlı bir mirastır.</p>
<p>Rita Süssmuth’u istisnai kılan, üstlendiği her rolde insanlığı her şeyin önüne koymasıydı. Entelektüel berraklığı ahlaki cesaretle, stratejik vizyonu sıcaklıkla, otoriteyi nezaketle birleştirdi. Hayranlık aramazdı ama doğal olarak ilham verirdi.</p>
<p>Onun vefatıyla yalnızca bir kurucu figürü ve uluslar arasında köprüler kuran bir öncüyü kaybetmedik. Bir dostu—ve geleceğin hâkimiyetle değil, onurla şekillendiğini bize hatırlatan nadir bir insanı—kaybettik.</p>
<p>Mirası; kurumlarda, öğrencilerde, diyalogda ve kültürler arası anlayışın hem mümkün hem de korunmaya değer olduğuna dair o sessiz güvende yaşamaya devam edecek.</p>
<p>İyi yolculuklar, sevgili Rita.<br />Ardında sessizlik değil, bir yol bırakıyorsun.</p>

<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gelis.org/tr/2026/02/03/prof-dr-rita-sussmuthun-anisina/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Global başarıların teminatı: Ar-Ge ile geleceği şekillendirmek</title>
		<link>https://gelis.org/tr/2026/01/29/global-basarilarin-teminati-ar-ge-ile-gelecegi-sekillendirmek/</link>
					<comments>https://gelis.org/tr/2026/01/29/global-basarilarin-teminati-ar-ge-ile-gelecegi-sekillendirmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gelis]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Jan 2026 07:10:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın ve Söyleşiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://gelis.org/?p=11485</guid>

					<description><![CDATA[Teknolojinin akıl almaz bir hızla ilerlediği, dünyanın ihtiyaçlarının çok hızlı değiştiği bir dünyada, Türkiye'de konumlanan üretime ve ihracata odaklanmış, sürdürülebilir büyümeyi hedefleyen her şirket için Ar-Ge artık sadece ürün geliştirmekle sınırlı değil. Artık Ar-Ge, şirketin uzun vadeli sürdürülebilirliğini, rekabet gücünü ve global pazarlardaki başarısını belirleyen olmazsa olmaz bir faktör hâline geldi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Teknolojinin akıl almaz bir hızla ilerlediği, dünyanın ihtiyaçlarının çok hızlı değiştiği bir dünyada, Türkiye&#8217;de konumlanan üretime ve ihracata odaklanmış, sürdürülebilir büyümeyi hedefleyen her şirket için Ar-Ge artık sadece ürün geliştirmekle sınırlı değil. Artık Ar-Ge, şirketin uzun vadeli sürdürülebilirliğini, rekabet gücünü ve global pazarlardaki başarısını belirleyen olmazsa olmaz bir faktör hâline geldi.</p>
<p>Benim görüşüme göre net bir şekilde Ar-Ge bir harcama değil, stratejik bir yatınındır. Neden mi? İşte birkaç kritik sebep:</p>
<p><strong>Rekabet Üstünlüğü</strong></p>
<p>Küresel rekabette fiyat ve kalite belirleyici olsa da Ar-Ge, şirketlere farklılaşma ve yenilik sunma yeteneği kazandırıyor. Bu yetenek aynı zamanda ihracatta fiyat odaklı rekabetin ötesine geçmek anlamına geliyor.</p>
<p><strong>Maliyet ve Verimlilik</strong></p>
<p>Günümüzde Ar-Ge, yeni ürün geliştirme boyutunu aşarak, süreçleri de iyileştirmeyi ifade eden bir hal aldı. Ar-Ge çalışmalarıyla daha verimli üretim yöntemleri, enerji tasarrufu sağlayan çözümler geliştiriliyor. Bu çalışmalar otomasyon ve dijitalleşme ile desteklenerek maliyetler düşerken üretkenlik artıyor.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik ve Gelecek Odaklılık</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de enerji maliyetleri ve çevresel standartlar giderek önem kazanıyor. Ar-Ge, şirketlerin çevresel etkilerini azaltacağı gibi sürdürülebilir ürünler ve süreçler geliştirmesini sağlar. Bu durumda regülasyon uyumunun aşılmasıyla Ar-Ge global marka imajını güçlendirir.</p>
<p><strong>İnovasyon Kültürü ve Yetenek Çekimi</strong></p>
<p>Ar-Ge odaklı şirketler, genç mühendisleri ve yetenekleri cezbetme konusunda öne çıkıyor. Yenilikçi bir şirket kültürü, nitelikli insan kaynağını şirkete bağlar ve sürdürülebilir büyümeyi destekler.</p>
<p>Bugün Türkiye&#8217;de ürettiğimiz her değer, her yenilik, her gelişmeyi sağlayan teknoloji, şirketlerimizi ve ülkemizi global sahnede güçlendiriyor. Geliştirdiğimiz çözümler ve yaptığımız yatırımlar, yarının yüksek teknolojili ürün ihracatı başarısının temelini oluşturacak.</p>
<p>Bu nedenle Ar-Ge, Türkiye&#8217;nin geleceğe bakışını güvence altına alacak en kritik stratejik alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Şirketler olarak bugün attığımız her adım, yarının global başarılarının teminatıdır.</p>
<p><em>*</em><em>İlgili haber, 29 Ocak 2026 tarihinde Dünya Gazetesi’nde yayımlanmıştır.</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gelis.org/tr/2026/01/29/global-basarilarin-teminati-ar-ge-ile-gelecegi-sekillendirmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2025’in Ardından, 2026’ya Bakarken Kişisel Bir Değerlendirme</title>
		<link>https://gelis.org/tr/2025/12/30/2025in-ardindan-2026ya-bakarken-kisisel-bir-degerlendirme/</link>
					<comments>https://gelis.org/tr/2025/12/30/2025in-ardindan-2026ya-bakarken-kisisel-bir-degerlendirme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gelis]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Dec 2025 08:37:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://gelis.org/?p=10920</guid>

					<description><![CDATA[Bir yılın kapanışı çoğu zaman yakınmaları da beraberinde getirir - üstelik bu yakınmaların çoğunluğu haksız da sayılmaz. Her dönemin kendine özgü yükleri vardır ve bizim çağımız da bunun bir istisnası değil. Hayat, bireysel ve kolektif düzeyde, kesintisiz bir sorun çözme sürecidir. Sırf takvim yaprakları değişti diye sorunlar ortadan kalkmaz; zaten çoğu da bir anda çözülmez.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir yılın kapanışı çoğu zaman yakınmaları da beraberinde getirir &#8211; üstelik bu yakınmaların çoğunluğu haksız da sayılmaz. Her dönemin kendine özgü yükleri vardır ve bizim çağımız da bunun bir istisnası değil. Hayat, bireysel ve kolektif düzeyde, kesintisiz bir sorun çözme sürecidir. Sırf takvim yaprakları değişti diye sorunlar ortadan kalkmaz; zaten çoğu da bir anda çözülmez.</p>
<p>Aşağıda paylaştıklarım, gerçeklerden bihaber bir iyimserliğin ürünü değil. Ekonomik baskıların arttığı, politik kutuplaşmanın derinleştiği; Ukrayna’daki savaştan Gazze’de yaşanan insanlık trajedisine kadar acının son derece somut ve yakıcı olduğu bir dönemden geçiyoruz. Bu gerçekler ne olması gerekenden fazla iyimserlikle ne de teknolojik ilerlemeyle yumuşatılabilir &#8211; ve zaten yumuşatılmamalıdır.</p>
<p>Aynı zamanda, düşünmenin sadece krizle sınırlı kalması durumunda felç olma riski taşıdığına da inanıyorum. Bu, zorluklardan gözleri kaçırma çabası değil, onlarla birlikte bakma çabasıdır; insanlar çözülmemiş sorunların yükünü taşırken nasıl uyum sağlamaya, inşa etmeye ve çözüm aramaya devam ettiklerini incelemektir. Problem çözme, her sorunun hızlı bir şekilde çözülmesi anlamına gelmez, hatta hiç çözülmemesi anlamına da gelmez. Durgunluğu kader olarak kabul etmeyi reddetmek anlamına gelir.</p>
<p>Bu perspektiften bakıldığında, 2025 daha yakından incelenmeyi hak ediyor.</p>
<p>Yapay zekâyı yıllardır biliyor olsak da, benim için 2025 onun gündelik hayata gerçek anlamda giriş yaptığı yıl oldu. Yapay zekâ vaatten pratiğe geçti. ChatGPT gibi araçlar artık niş teknolojiler olmaktan çıktı; profesyonel yaşamın doğal bir parçası haline geldi.</p>
<p>Küçük ama dikkat çekici bir detay özellikle ilgimi çekti: İş yazışmaları, kariyerimin ilk yıllarında hatırladığım dile benzemeye başladı &#8211; iyi kurgulanmış, net ve büyük ölçüde dil hatalarından arınmış metinler. Önemsiz gibi görünebilir; ancak benim için bu, iletişimde berraklığa ve düşünsel özenin geri dönüşüne dair güçlü bir işaretti.</p>
<p>Daha da önemlisi, yapay zekâ zamanı sıkıştırdı. Tıpta geliştirme süreçleri kısaldı; karmaşık verilerin analizi olağanüstü bir hız kazandı. Devasa veri setlerini saniyeler içinde işleyip ilişkilendirebilme yeteneği, yalnızca daha hızlı çalışmak değil, gerçekliği daha derinlikli kavramak anlamına geliyor &#8211; bu, anlayışımızda niteliksel bir sıçrama.</p>
<p>Siemens&#8217;te geçirdiğim yıllar da dahil olmak üzere kendi mesleki deneyimlerimden, dijital dünyayı ve gerçek dünyayı birbirine bağlamanın ne kadar önemli olduğunu gördüm. Teknoloji, ancak fiziksel altyapı, endüstri, sağlık hizmetleri ve insanların günlük ihtiyaçlarına dayandığında anlam kazanır. Önümüzdeki asıl zorluk dijitalleşme değil, dijitalleşmenin gerçeklikten kopmadan, onunla bağlantılı kalmasını sağlamaktır.</p>
<p>Tüm bu zorlu küresel koşullara rağmen, 2025’te insan direncinin kaybolmadığına inanıyorum. Sesler yükselmeye devam etti &#8211; belki her zaman yeterince güçlü değildi, ama susturulamadı. Sürdürülebilirlik, sorumluluk ve insan onuru; insanlar bunları gündemde tutmakta ısrar ettiği için varlığını korudu. İlerleme yavaş hissettirdiğinde bile, bu ısrarın kendisi anlamlıydı. Bana kolektif vicdanın hâlâ hayatta olduğunu hatırlattı.</p>
<p>Liderlik açısından ise 2025, bir süredir sezdiğimiz başka bir gerçeği daha pekiştirdi: Liderlik artık tekil bir eylem değil. Kolektif bir sürece dönüştü. Yüksek teknolojili bir dünyada en iyi sonuçlar, yalnız başına parlayanlardan değil; birbirine bağlı olanlardan, birbirini anlayanlardan ve bütünü parçalardan ayrı değil, birlikte değerlendirebilenlerden geliyor.</p>
<p>Bunu en net biçimde genç kuşakta gözlemliyorum. Ağların ve ortak aklın gücünü sezgisel olarak kullanıyorlar. Amaçla hizalandığında, bu kolektif kapasite bireysel çabanın çok ötesine geçiyor. Bunun, gelecekte nasıl liderlik edeceğimizi, nasıl iş birliği kuracağımızı ve nasıl karar alacağımızı belirleyeceğine inanıyorum.</p>
<p>2026’ya bakarken umudum sağlam bir zemine dayanıyor &#8211; bu bir temenni değil, geleceğin hâlâ açık olduğuna dair bilinçli bir inanç. Evet, zorluklar gerçek. Ama tarihsel bağlamda baktığımda, bugün sahip olduğumuz fırsat çeşitliliğine hiçbir dönemde bu kadar yakın olmadığımızı düşünüyorum.</p>
<p>Bence asıl anahtar korkmamak &#8211; ne yenilikten ne de içinde yaşadığımız andan. Günümüz kaygısının büyük kısmı yalnızca gelecekten değil, bugünün kendisinden kaynaklanıyor. Değişimin hızı, kesintisiz bilgi akışı ve çözümsüz gibi duran krizlerin ağırlığı, “şimdi”yi pek çok insan için huzursuz edici kılıyor.</p>
<p>Liderlikte ve karar alma süreçlerinde bu korku; tereddüt, kısa vadeli düşünme ya da alışıldık kalıplara sığınma olarak ortaya çıkıyor. Oysa korku, her zaman ilerlemenin en büyük düşmanı olmuştur. Bugün yalnızca bir tehdit olarak algılandığında, düşüncenin yerini refleks alır. Eğer inkâr etmeden, ama cesaretle anda kalabilir; yeniliğe merak, sorumluluk ve ortak bir amaç duygusuyla yaklaşabilirsek, önümüzdeki yıl bir devamdan fazlası olabilir. İnsanlığın kendini ve geleceğe dair sorumluluğunu yeniden tanımladığı bir adım haline gelebilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gelis.org/tr/2025/12/30/2025in-ardindan-2026ya-bakarken-kisisel-bir-degerlendirme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Üretimin kalbi değişime hazır mı?</title>
		<link>https://gelis.org/tr/2025/11/27/uretimin-kalbi-degisime-hazir-mi/</link>
					<comments>https://gelis.org/tr/2025/11/27/uretimin-kalbi-degisime-hazir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gelis]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 Nov 2025 07:10:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın ve Söyleşiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://gelis.org/?p=10666</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’nin sanayi altyapısının en kritik unsurlarından biri olan Organize Sanayi Bölgeleri (OSB’ler), bugün üretimin, ihracatın ve istihdamın merkezi konumunda. 416 OSB’de faaliyet gösteren işletmeler, ülkenin toplam sanayi üretiminin ve 270 milyar doları aşan ihracatının önemli bir bölümünü üstleniyor. Bu tablo, OSB’lerin Türkiye ekonomisindeki ağırlığını tartışmasız bir şekilde ortaya koyuyor.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin sanayi altyapısının en kritik unsurlarından biri olan Organize Sanayi Bölgeleri (OSB’ler), bugün üretimin, ihracatın ve istihdamın merkezi konumunda. 416 OSB’de faaliyet gösteren işletmeler, ülkenin toplam sanayi üretiminin ve 270 milyar doları aşan ihracatının önemli bir bölümünü üstleniyor. Bu tablo, OSB’lerin Türkiye ekonomisindeki ağırlığını tartışmasız bir şekilde ortaya koyuyor.</p>
<p>Ancak asıl soruyu şimdi sormalıyız: Bu üretim merkezleri, hızla değişen küresel ekonomi karşısında nerede duruyor?</p>
<p><strong>Artan enerji maliyetleri karşısında OSB’ler zorda</strong></p>
<p>Sanayide enerji tüketimi hızla yükselirken, elektrik ve doğal gaz maliyetlerindeki artış OSB’lerde üretimin sürdürülebilirliğini doğrudan etkiliyor. Bazı bölgelerde kapasite ve altyapı sorunlarının devam etmesi ise üretim planlamasını zorlaştırıyor.</p>
<p>Bu nedenle OSB’lerde faaliyet gösteren işletmeler son dönemde iki temel soruyu sıkça dile getiriyor:</p>
<ul>
<li>“Mevcut maliyetlerle rekabet edebilir miyim?”</li>
<li>“Enerji arzında bir kesinti olursa üretimi nasıl sürdüreceğim?”</li>
</ul>
<p>Bu sorular yalnızca işletmelerin değil, Türkiye’nin genel rekabet gücünün geleceğini de belirleyecek nitelikte.</p>
<p><strong>Geleneksel yöntemlerin yerini dijitalleşme alıyor</strong></p>
<p>Küresel üretim ortamı hızla dijitalleşirken, geleneksel yöntemlerle rekabet etmek artık mümkün değil. Üretim süreçlerinin izlenebilir hale gelmesi, verimliliğin artırılması ve maliyetlerin kontrol altına alınması için dijital altyapı yatırımları kaçınılmaz hâle geliyor.</p>
<p>OSB’lerdeki işletmeler için dijitalleşme yalnızca bir modernleşme adımı değil; rekabeti sürdürebilmenin temel şartı. Bu alana yapılacak yatırımlar özellikle KOBİ’lerin verimlilik artışı ve dış pazarlara erişimi açısından kritik öneme sahip.</p>
<p><strong>Yeşil dönüşüm, günümüzde yeni dönemin pasaportu</strong></p>
<p>Küresel ticarette çevresel standartların sertleşmesi, OSB’ler için yeşil dönüşümü stratejik bir zorunluluk haline getiriyor. Avrupa Birliği’nin “sınırda karbon düzenlemesi”, Türkiye’deki üreticileri doğrudan etkilemeye başladı.</p>
<p>Bu nedenle karbon salımının azaltılması, enerji verimliliğinin artırılması ve temiz üretim uygulamalarının yaygınlaştırılması, OSB’lerin rekabet gücünü koruması için kritik önem taşıyor. Yeşil dönüşüm artık sadece çevre hassasiyeti değil; uluslararası pazarlarda var olmanın ön koşulu.</p>
<p><strong>Değişim ve dönüşüm zamanı kapıda bekliyor</strong></p>
<p>OSB’ler bugün tam anlamıyla bir dönüşüm eşiğinde. Enerji maliyetlerinin yönetilmesi, dijitalleşmenin hızlandırılması ve yeşil üretim standartlarına uyum sağlanması, önümüzdeki dönem için kaçınılmaz stratejik başlıklar.</p>
<p>Sonuç olarak OSB’lerin bundan sonraki yol haritası; yalnızca bölgesel kalkınmayı değil, Türkiye’nin sanayi politikasını ve ihracat performansını da doğrudan şekillendirecek. Türkiye’nin üretim modelinin geleceği, büyük ölçüde bu dönüşümün ne kadar hızlı, planlı ve kararlı bir şekilde gerçekleştirileceğine bağlı.</p>
<p><em>* <a href="/wp-content/uploads/2025/12/27-Kasim-2025.pdf?x18902" target="_blank">İlgili haber, 27 Kasım 2025 tarihinde Dünya Gazetesi’nde yayımlanmıştır.</a></em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gelis.org/tr/2025/11/27/uretimin-kalbi-degisime-hazir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Siemens Türkiye olarak, geçmişi birlikte inşa ettik, dönüşümü birlikte yönetiyoruz</title>
		<link>https://gelis.org/tr/2025/11/10/siemens-turkiye-olarak-gecmisi-birlikte-insa-ettik-donusumu-birlikte-yonetiyoruz/</link>
					<comments>https://gelis.org/tr/2025/11/10/siemens-turkiye-olarak-gecmisi-birlikte-insa-ettik-donusumu-birlikte-yonetiyoruz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gelis]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Nov 2025 13:34:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın ve Söyleşiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://gelis.org/?p=10092</guid>

					<description><![CDATA[Siemens’in kuruluşundan bu yana geçirdiği önemli dönüm noktalarını ve bugün ulaştığı sektörel pozisyonu nasıl özetlersiniz? Siemens’in temelleri 1847’de Berlin’de atıldı; 178 yıldır inovasyonda, kalitede ve güvenirlikte lider bir teknoloji şirketiyiz. Kıta ölçeğinde başlayan bu yolculuk, bugün 200’den fazla ülkede faaliyet, yüz binlerce kişinin istihdam edilmesi ve onlarca sektörde dönüşüm odaklı çözümlerle devam ediyor. Türkiye’deki serüvenimiz 1856’da Osmanlı Devleti’nin kurmak istediği telgraf hatlarına olan katkımızla başladı. 169 yıldır bu toprakların üretim endüstrisinin, binaların, ulaşım sistemlerinin, hastanelerinin, şehirlerin ve altyapının modernleşme sürecinin ayrılmaz bir parçası olmaktan gurur duyuyor ve birçok farklı alanlarda ürettiğimiz teknoloji ile insanların hayatına dokunuyoruz.  Bugün Siemens Türkiye’yi sadece bir tedarikçi değil, “Alman kökenli bir Türk şirketi” olarak, ülkenin dijital dönüşümünde yapıcı bir ekosistem ortağı olarak konumlandırıyoruz. Türkiye’de Gebze’deki 35 bin metrekarelik alana sahip 2 fabrikamızda  alçak gerilim şalt ürünleri ile orta ve alçak gerilim elektrik dağıtım sistemleri üreterek 80 ülkeye teknoloji ihraç ediyoruz Ülke ekonomisine hem ihracatımızla hem de yarattığımız istihdam fırsatlarıylala katkıda bulunuyoruz. İstanbul, Ankara ve İzmir’de binin üzerinde mühendisten oluşan Ar-Ge yapılanmamız, siber güvenlikten güvenilir yapay zekâya, edge–connectivity’den dijital ikize uzanan alanlarda global yol haritalarına katkı veren projeler yürütüyor. Böylece yalnızca yerel ihtiyaç ve beklentilere değil, küresel pazar dinamiklerine uyum sağlayan ölçeklenebilir çözümler geliştiriyoruz. Uluslararası arenada [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Siemens’in kuruluşundan bu yana geçirdiği önemli dönüm noktalarını ve bugün ulaştığı sektörel pozisyonu nasıl özetlersiniz?</strong></p>
<p>Siemens’in temelleri 1847’de Berlin’de atıldı; 178 yıldır inovasyonda, kalitede ve güvenirlikte lider bir teknoloji şirketiyiz. Kıta ölçeğinde başlayan bu yolculuk, bugün 200’den fazla ülkede faaliyet, yüz binlerce kişinin istihdam edilmesi ve onlarca sektörde dönüşüm odaklı çözümlerle devam ediyor. Türkiye’deki serüvenimiz 1856’da Osmanlı Devleti’nin kurmak istediği telgraf hatlarına olan katkımızla başladı. 169 yıldır bu toprakların üretim endüstrisinin, binaların, ulaşım sistemlerinin, hastanelerinin, şehirlerin ve altyapının modernleşme sürecinin ayrılmaz bir parçası olmaktan gurur duyuyor ve birçok farklı alanlarda ürettiğimiz teknoloji ile insanların hayatına dokunuyoruz.  Bugün Siemens Türkiye’yi sadece bir tedarikçi değil, “Alman kökenli bir Türk şirketi” olarak, ülkenin dijital dönüşümünde yapıcı bir ekosistem ortağı olarak konumlandırıyoruz.</p>
<p>Türkiye’de Gebze’deki 35 bin metrekarelik alana sahip 2 fabrikamızda  alçak gerilim şalt ürünleri ile orta ve alçak gerilim elektrik dağıtım sistemleri üreterek 80 ülkeye teknoloji ihraç ediyoruz Ülke ekonomisine hem ihracatımızla hem de yarattığımız istihdam fırsatlarıylala katkıda bulunuyoruz.</p>
<p>İstanbul, Ankara ve İzmir’de binin üzerinde mühendisten oluşan Ar-Ge yapılanmamız, siber güvenlikten güvenilir yapay zekâya, edge–connectivity’den dijital ikize uzanan alanlarda global yol haritalarına katkı veren projeler yürütüyor. Böylece yalnızca yerel ihtiyaç ve beklentilere değil, küresel pazar dinamiklerine uyum sağlayan ölçeklenebilir çözümler geliştiriyoruz.</p>
<p><strong>Uluslararası arenada Siemens’in rekabet avantajları nelerdir ve bu avantajları sürdürebilmek için hangi stratejileri uyguluyorsunuz?</strong></p>
<p>Rekabet avantajımız iki temel kritere dayanıyor: birincisi esnek, güvenlir ve ölçeklenebilir ürün ve teknoloji portföyümüz; ikincisi ise bilgi birikimi yüksek insan gücümüz. Endüstriyel otomasyon, makina imalat sektörü, enerji dağıtımı, akıllı altyapılar, bina teknolojileri ve veri tabanlı şebeke yönetimi gibi alanlarda uçtan uca entegre çözümler ve servis hizmetleri sunuyoruz. Geniş ürün ve hizmet yelpazemiz, müşteri odaklı yaklaşımımız, üst düzey kalitemiz, yüksek nitelikli mühendislik ve proje yönetim ekiplerimiz sayesinde  farklı sektörlerin mekanik ve dijital dönüşüm ihtiyaçlarına tek çatı altında daha hızlı ve verimli yanıt verme imkânı veriyor.</p>
<p>Bu üstünlüğü kalıcı kılmak için inovasyon–dijitalleşme–sürdürülebilirlik üçlüsünü stratejimizin merkezine yerleştirdik. Siemens Xcelerator dijital iş platformu, yalnızca Siemens ürün ve servislerini değil, müşterilerin ihtiyaç duyduğu 3. parti çözümleri de aynı pazar yerinde birleştiriyor. Böylece müşterilerimiz, yapay zekâ, IoT, dijital ikiz ve bulut tabanlı çözümleri güvenli ve modüler bir mimaride hızla devreye alabiliyor; entegrasyon maliyetleri düşerken pazara çıkış süreleri kısalıyor ve verimlikleri artıyor.</p>
<p><strong>Ar-Ge yatırımlarınızın inovasyon süreçlerine etkisi ve pazar dinamiklerine uyumu hakkında bilgi verebilir misiniz?</strong></p>
<p>Ar-Ge, Siemens’in DNA’sının merkezinde yer alıyor. 1970’lerden bu yana yapay zekâ alanında yatırımlar yapıyoruz; bugün 1.500+ AI çalışanımız, 3.700+ AI patentimiz ve 2024 mali yılında günde ortalama 24 buluşla toplam 5.300 yeni buluşa ulaşmış bir inovasyon şirketiyiz. Avrupa Patent Ofisi’ne göre makine öğrenimi ve yapay zekâ alanındaki patent başvurularının %25’i Siemens’e ait. Bu önemli oran, inovasyonu ticarileştirme hızımızın güçlü bir göstergesi olarak öne çıkıyor. Türkiye’deki Ar-Ge çalışmalarımız da küresel düzeyde etki yaratıyor. Hedefimiz hem ülkemize hem de dünyaya değer katan yenilikçi teknolojilere imza atmak.</p>
<p><strong>Son dönemde geliştirdiğiniz ürün ya da teknolojilerden hangileri şirketiniz için en kritik öneme sahip? Bu ürünlerin pazarda sağladığı farklar nelerdir?</strong></p>
<p>Yapay zeka, çağımızın en büyük dönüşüm sağlayıcısı konumunda bulunuyor. Bu vizyonla, siber güvenlikle entegre yapay zeka ve dijital ikiz teknolojilerini bir araya getirerek sanayide dönüşüm sağlıyoruz. Gerçek fiziksel süreçleri sanal ortamda simüle ediyor, olası hataları önceden tespit ederek işletmelerin verimliliğini artırıyor, kaynak kullanımınının optimizasyonunu  yaparak ve mevcut emisyonları azaltarak sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sağlıyoruz. McKinsey araştırmaları da bunu destekliyor: Yapay zekâ tabanlı dijital ikizler, maliyetleri %15’e kadar düşürürken, pazara çıkış süresini %60’a varan oranda kısaltabiliyor. Şirketimiz küresel endüstriyel simülasyon ve analiz pazarında liderlik konumunu gerçekleştirdiği satın almalar ve iş birlikleriyle de güçlendiriyor. Geçtiğimiz Kasım ayında Siemens AG, endüstriyel yazılım ve yapay zeka alanında lider pozisyonda bulunan Altair Engineering şirketini satın almak için anlaşma imzaladı.</p>
<p>Bir diğer önemli iş birliğimiz ise Microsoft ile gerçekleştirdiğimiz çalışma.  Microsoft ile birlikte hayata geçirdiğimiz yapay zeka hizmeti Siemens Industrial Copilot, Temmuz 2024&#8217;te kullanıma sunulduğundan bu yana birçok sektörde verimliliği artırmak için kullanılmaya başlandı. Mühendislik süreçlerinde ise Siemens Industrial Copilot gibi çözümlerimizle  kod üretimini hızlandırıp üretkenliği yukarı taşıyoruz. Siemens olarak, farklı endüstrilerdeki derin bilgi birikimimiz ile Microsoft Azure OpenAI Hizmeti&#8217;nin birleştirilmesi, Copilot&#8217;un üretim ve otomasyondaki karmaşık ihtiyaçlara daha iyi yanıt vermemizi sağlıyor. Siemens olarak önemli bir iş birliğine daha imza attık.  Şirketimiz, merkezi ABD’de bulunan ilaç araştırma ve geliştirme yazılımı konusunda uzmanlaşmış bilimsel yazılım şirketi Dotmatics&#8217;i 5,1 milyar dolara satın almak için anlaştı. Sürecin 2026 mali yılının ilk yarısında tamamlanmasının bekleniyor.</p>
<p><strong>Sürdürülebilirlik hedefleriniz kapsamında enerji verimliliği ve çevresel etkileri azaltmaya yönelik hangi projeleri hayata geçiriyorsunuz? </strong></p>
<p>Sürdürülebilirliği bir hedef değil, iş yapış biçimimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Bu yaklaşımı küresel DEGREE çerçevemiz (Decarbonization&amp;energy efficiency, Ethics&amp; Governance, Resource efficiency&amp;circularity, Equity&amp;Employability) ile sistematik hale getiriyoruz.  Bu yaklaşımı, Türkiye’de de TSRS (Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları) ile uyumlu raporumuzla şeffaflık çerçevesinde kamuoyunu bilgilendirerek kurumsal bir zeminde ele alıyoruz. Raporumuz, çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarındaki performans göstergelerimizi ve yol haritalarımızı bütünlüklü biçimde ortaya koyuyor.</p>
<p>Bağımsız doğrulama tarafında, EcoVadis 2025 değerlendirmesinde de 85 puan ile Platin seviyeye ulaştık ve 130.000 şirket arasında ilk %1 dilimde yer aldık. Bu skor; çevre, etik, işgücü ve insan hakları ve sürdürülebilir satın alma alanlarında sergilenen güçlü performansımızı teyit ediyor. Ayrıca, iş kollarımızın %90’dan fazlası, müşterilerimizin sürdürülebilirlik hedeflerine ölçülebilir katkı sağlıyor. Böylece etkimizi sadece kendi operasyonlarımızda değil, tüm değer zincirinde büyütüyoruz.</p>
<p><strong>Türkiye pazarındaki faaliyetlerinizi ve büyüme stratejilerinizi nasıl tanımlarsınız?</strong></p>
<p>Türkiye’yi yalnızca bir pazar değil, üretim,ihracat ve Ar-Ge üssü olarak görüyoruz. Gebze’deki tesislerimiz, dijital ikiz ve yapay zekâ tabanlı üretim modelleriyle küresel ölçekte örnek teşkil ediyor; yerli üretimi teknolojiyle sürekli iyileştiriyoruz. Stratejik yaklaşımımız, zor dönemlerde dahi yatırımı, istihdamı ve ihracatı sürdürmek; ülkenin potansiyeline olan güvenle uzun vadeli değer yaratmak.</p>
<p>2026’ya hazırlanırken önceliklerimizi; müşteriye özel dijital çözümler, enerji verimliliği ve çevreci teknolojilerde liderliğin yanısıra yetenek gelişimine yatırım olarak sıralayabiliriz. Finansmana erişimin kritik olduğu projelerde Siemens Finansal Hizmetler desteği ve “tasarruf ettikçe öde” benzeri modellerle özellikle enerji verimliliği projelerini hayata geçirerek müşterilerimize hız ve esneklik sunuyoruz.</p>
<p><strong>Türkiye’deki iş ortaklarınızla yürüttüğünüz iş birliği modellerinden ve bu iş birliklerinin sonuçlarından bahsedebilir misiniz?</strong></p>
<p>İş modelimizi “birlikte değer yaratma” üzerine kuruyoruz. Siemens Xcelerator ile 3. parti çözümleri de kapsayan açık ekosistem yaklaşımı, KOBİ’lerden büyük ölçekli firmalara kadar pek çok sektördeki müşterilerin  dönüşümünü hızlandırıyoruz. Bu sayede entegrasyon daha da kolaylaşarak yatırımın geri dönüşümünü izlenebilir ve ölçülebilir hale getiriyoruz.</p>
<p>Ülkemizin endüstrisinin kritik kuruluşların teknoloji partneri olmaktan büyük gurur duyuyoruz. Sahadaki aldığımız başarılı ve verimli sonuçlar çok net şekilde etkisini gösteriyor: Özellikle son dönemde ortak projeler yürüttüğümüz Kardemir, IGSAŞ ve  Socar gibi alanında öncü kuruluşlarda dijitalleşme, otomasyon ve veri analitiği çözümleriyle verimlilik, proses güvenliği ve sürdürülebilirlikte kayda değer iyileşmeler sağladık. Bu da teknolojinin ötesinde doğrudan rekabet gücüne etki eden dönüşümler olarak öne çıkıyor.</p>
<p><strong>Siemens’in kurumsal sosyal sorumluluk projeleri hakkında bilgi verir misiniz? Topluma ve çevreye sağladığınız katkılar nelerdir? </strong></p>
<p>Toplumsal katkıyı kısa vadeli projeler olarak değil, uzun vadeli ekosistem inşası olarak görüyoruz. Bu kapsamda gönüllülük saatlerimizi %18 artırarak 2024 mali yılında 1.728 saate çıkardık; dijital öğrenme süremiz kişi başı 30 saate ulaştı ve 2025 global hedefini şimdiden aştı. Çalışan hisse paylaşım planındaki yüksek katılım oranı, kurumsal sahiplenmenin güçlü bir göstergesi. Siemens Türkiye olarak toplumsal gelişimde sanatın ve sanatçının liderliğine inanıyor ve bu alanda en çok desteğe ihtiyacı olan kesimleri çeyrek asırdır destekliyor; 1998 yılından beri Opera sanatçılarımızın dünyada da tanınması için de  Siemens Türkiye Opera Yarışması’nı düzenliyoruz.</p>
<p>Global vakfımız Siemens Caring Hands tarafından yürütülen bağış kampanyasına şirketimizin ilk desteği ardından çalışanlarımız tarafından da bireysel bağışlar yapıldı. Ardından şirketimiz bağışlanan meblağ kadar tutarda bir destekte daha bulunarak elde edilen bağış miktarını ikiye katlandı. Tüm bunların birleşimi ile oluşan toplam bütçemizi eğitim, kadın, çocuk, sağlık ve altyapı konularında çalışmalar yürüten sivil toplum kuruluşlarına bağışladık. Bu kapsamda 9 farklı proje ürettik ve gerçekleştirdik. Darüşşafaka, Türk Eğitim Vakfı, Anne Çocuk Eğitim Vakfı, Toplum Gönüllüleri Vakfı, TOHUM Otizm Vakfı, Bridge to Türkiye Çocuk İyilik Merkezi, Acıbadem Solidarity, UNICEF ile projelerimizi gerçekleştirdik. Ayrıca 5 mobil röntgen cihazını ve 8 CiOS Fit System ekipmanını bölgedeki hastanelere gönderdik.</p>
<p>Türk Eğitim Vakfı (TEV) Türk Eğitim Vakfı (TEV) ile ortaklaşa yürütülen Geleceği Şekillendiren Kadınlar projesi kapsamında uzun yıllardır maddi burs veriyor, bununla birlikte 8 yıldır  gönüllülerimizle genç mühendis adaylarına mentorluk desteği sunmaya devam ediyoruz. 2024-2025 akademik yılında programımızın sekizinci yılına girerken, 80 kadın Bilim, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik (STEM) öğrencisinin hayatına doğrudan dokunmuş bulunuyoruz.  Ayrıca, Mühendislik Kurulumuzun üyeleri Milyon Kadına Mentor, Binyaprak gibi çeşitli mentorluk programlarına aktif katılım sağlayarak ülkemizin farklı şehirlerinde onlarca kız öğrenciye mentorluk yapıyorlar. Dijital Teknolojiler Mentorluk Programımız aracılığıyla Darüşşafaka’nın gençlerine sekiz aylık bire bir yazılım mentorluğu hizmeti vererek onların geleceğe hazırlanmalarına yardımcı oluyoruz. Türk Alman Üniversitesi öğrencilerine  Robotics Program ve teknoloji konularında mentorluk programlarımız yıllardır devam ediyor.</p>
<p><strong>Eklemek istedikleriniz nelerdir?</strong></p>
<p>Dijital dönüşüm artık bir tercih değil; rekabet için zorunluluk. Bu nedenle yaklaşımımız “yapay zekâyı organizasyonumuza entegre etmek” değil, organizasyonumuzu yapay zekâya entegre etmek yönünde. Bunu da tek başımıza değil, açık ekosistemler ve güçlü iş birlikleriyle yapmayı önemsiyoruz.</p>
<p>169 yıllık yolculuğumuzun öğrettiği bir gerçek var: Gücümüzü bu toprakların potansiyeline duyduğumuz güvenden alıyoruz. Geçmişi birlikte inşa ettik; bugün dönüşümü birlikte yönetiyoruz. Bundan sonra da Siemens’in teknolojisini, Türkiye’nin üretim gücü ve yetenek havuzuyla birleştirerek ülkenin dijital geleceğine katkı sunmaya devam edeceğiz.</p>
<p><em>*İlgili söyleşi, 9 Kasım 2025 tarihinde Ekonomist dergisinde yayımlanmıştır.</em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gelis.org/tr/2025/11/10/siemens-turkiye-olarak-gecmisi-birlikte-insa-ettik-donusumu-birlikte-yonetiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gelecek Bizim</title>
		<link>https://gelis.org/tr/2025/10/31/gelecek-bizim/</link>
					<comments>https://gelis.org/tr/2025/10/31/gelecek-bizim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[gelis]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 31 Oct 2025 16:15:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Basın ve Söyleşiler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://gelis.org/?p=9948</guid>

					<description><![CDATA[Gelecekte ne olacağını tam olarak bilemesek de onu bilgiyle, merakla ve cesaretle şekillendirebiliriz.

Ve unutmayalım; yenilik, düşünmekle başlar.
Liderlik, karakterle belirlenir..
İlerleme ise ve her zaman insanın hikâyesidir.
Bu bakış açısıyla ilerlediğimiz sürece geleceğe güvenle yürürüz.

Gelecek, söylediğim gibi, önceden belirlenmiş değildir.
Onu şekillendirecek olan bizleriz.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Rektör Prof. Cemal Yıldız,<br />
Sayın Prof. Küçükay,<br />
Saygıdeğer öğretim üyeleri, değerli akademisyenler ve kıymetli meslektaşlarım,</p>
<p>Öncelikle Türk-Alman Üniversitesi İşletme Fakültesi’ne, özellikle Prof. Dr. Ela Sibel Bayrak Meydanoğlu’na ve Almanya’dan katılım gösteren tüm fakülte ile üniversitelere teşekkür ederim. Akademi ile iş dünyasının birbirinden nasıl öğrenmeye devam ettiğini birlikte değerlendirmek üzere yeniden bir araya gelmekten büyük memnuniyet duyuyorum.</p>
<p>Konferansınızın “İşletme Yönetiminde Güncel Konular” başlığı, tam da bugünün ihtiyaçlarına hitap ediyor. Siz bu başlıkları akademik bir perspektiften ele alırken, biz de sanayide benzer bir değerlendirme süreci yürütüyoruz. 2025 yılını tamamlarken 2026’ya hazırlanıyor, bugüne kadar neler başardığımızı, neler öğrendiğimizi ve önümüzdeki dönemin bize hangi fırsatları sunacağını değerlendiriyoruz.</p>
<p>Geçtiğimiz hafta, Siemens’in üst yönetimi için Münih’te düzenlenen yıllık İş Konferansı’na katıldım. Bu konferans, yılın genel değerlendirmelerinin yapıldığı, hedeflerin güncellendiği ve geleceğe yönelik öngörülerin şekillendiği yoğun bir programdan oluşuyor. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, orada ele aldığımız birçok tema bugün burada konuşacağınız başlıklarla örtüşüyor.</p>
<p>Bunların başında ise yapay zeka yer alıyor. Sunduğu fırsatlar ve barındırdığı risklerle birlikte, yapay zekanın liderlik anlayışımızdan iletişim biçimimize; çalışma kültürümüzden, düşünme biçimimize kadar her alan üzerindeki etkisi artık göz ardı edilemez.</p>
<p>Siemens İş Konferansı’nın ana teması “Birlik Olarak Kazanmak” idi. Değişim, hız ve belirsizliğin dünyamızı tanımladığı bu dönemde, parçalı yapılara bölünmek yerine tek bir şirket olarak hareket etmemiz gerekiyor. Çalışanlarımızı, iş birimlerimizi ve müşterilerimizi ortak bir veri altyapısı, ortak bir teknoloji zemini ve ortak bir kültürle bir araya getiriyoruz.</p>
<p>Bu “birlik olarak hareket etme” yaklaşımı yalnızca Siemens’e özgü değil. Ölçek büyüdükçe kurum kimliğini tutarlı kılmak ve organizasyonun tüm parçalarını aynı amaç etrafında hizalamak her büyük şirket için kritik bir gereklilik hâline geliyor.</p>
<p>İlginçtir ki 1970’lerde bunun tam tersi bir yaklaşım modaydı. Şirketler yöneticilerini kurum içinde girişimci gibi davranmaya teşvik ediyordu. Kendi iş alanlarını sanki kendilerine ait birer işletmeymiş gibi yaratıcı, büyüme odaklı ve başarıya yönelik bir anlayışla yönetmeleri bekleniyordu.</p>
<p>Bu güçlü bir mesajdı ancak birçok kişi bunu yanlış bir çerçevede yorumladı. Büyük şirketlerin içinde küçük krallıklar ortaya çıktı. Her birinin kendi liderlik kültürü, kendi süreçleri ve kendi bağımsızlık hissi vardı. Parça parça başarılar elde ettiler fakat çoğu zaman bütünü gözden kaçırdılar. Bir şirketi gerçekten bir arada tutan şeyin ortak amaç, ortak bilgi ve ortak değerler olduğunu fark edemediler.</p>
<p>Bugün geldiğimiz noktada ise önemli bir eşiği geride bıraktığımızı görüyoruz. Artık gücümüzün tekil başarılardan değil, birbirine bağlı ve bütüncül bir başarı anlayışından geldiğini çok daha net anlıyoruz. İnsanların, teknolojilerin ve verilerin birlikte çalıştığı ortamlarda, hiçbir bileşenin tek başına yaratamayacağı bir etkinin ortaya çıktığını görüyoruz.</p>
<p>Tam da bu nedenle dijitalleşmede en yüksek verimlilik ve yaratıcılık, her şeyin ve herkesin bağlantı içinde olduğu ortamlarda mümkün hale geliyor. Gerçek dönüşüm makinelerin, sistemlerin ve insanların bilgiyi kesintisiz paylaşmasıyla kendini gösteriyor. Verinin kapalı yapılarda tutulduğu sistemlerden, öğrenen, öngören ve değer zincirinin tamamında sonuçları iyileştiren yaşayan bir ağ yapısına geçtiğimizde, dönüşümün etkisini net şekilde görüyoruz.</p>
<p>Yeni Siemens veri altyapısının temsil ettiği de tam olarak bu. Veri artık modern sanayinin yaşam kaynağı hâline geliyor ve sürekli öğrenmeyi mümkün kılarak birlikte büyümeyi destekliyor. Werner von Siemens’in 1886’da öngördüğü gibi, ilerleme bilgiyi kolektif hâle getirdiğimizde hız kazanıyor. Bilginin kişisel kullanım alanından çıkıp herkesin katkıda bulunabileceği ortak bir zemine dönüştüğü noktada gerçek gelişim ortaya çıkıyor. Bugün bu yaklaşım somut bir gerçeğe dönüşmüş durumda ve paylaşılan veri etkisini katlayarak büyütüyor.</p>
<p>Ancak teknolojik ilerleme, giderek yoğunlaşan yeni bir baskı ortamı yaratıyor. Ben buna dijital türbülans diyorum.</p>
<p>Bu durum yalnızca “dijital stres” olarak tanımlanamaz. Bitmek bilmeyen bilgi akışının insanı sürekli farklı yönlere çektiği, zihni görünmez bir türbülansla yorduğu bir baskı hissidir. Araştırmalar özellikle bu dijital girdabın içinde yaşayan ve çalışan genç nesilde kaygı seviyelerinin keskin bir şekilde arttığını gösteriyor. Zihnimiz artık aynı anda çok fazla sekmenin açık olduğu bir tarayıcı gibi çalışıyor.</p>
<p>İşte bu noktada yapay zekâ kritik bir rol oynayabilir. Dijital yükün yarattığı bu labirentte yolumuzu bulmamıza yardımcı olabilir, bilgiyi filtreleyebilir, içgörüleri ilişkilendirebilir ve odağımızı gerçekten önemli olana yönlendirebilir. Yargımızın ve düşünme biçimimizin yerine geçmesine izin vermeden bizi desteklemelidir.</p>
<p>Karl Popper’ın söylediği gibi hayat sürekli bir sorun çözme sürecidir. Her şey akış halindedir ve devamlı değişir. Hiçbir şey sabit kalmaz. Ayakta kalmak ve ilerleyebilmek için düşünmeye, durup değerlendirmeye ve farklı öğeler arasındaki bağlantıları görmeye zaman ayırmalıyız. Bu perspektif, inovasyonun ne anlama geldiğini daha iyi kavramamızı sağlar.</p>
<p>İnovasyonun özü yalnızca zekâdan değil, deneyimden gelir. Duyguları, amacı ve anlamı kavramaktan beslenir. Bunlar hiçbir makinenin gerçekten anlayamayacağı boyutlardır.<br />
Bir makine veriyi işleyebilir ancak hayranlık duygusunu deneyimleyemez.<br />
Kalıpları tespit edebilir ancak değerleri yorumlayamaz.<br />
Sonuçları optimize edebilir ancak neyin uğruna çaba gösterilmesi gerektiğini tanımlayamaz.</p>
<p>İnovasyonu insan deneyimiyle birlikte ele aldığımızda, Siemens olarak fiziksel dünya ile dijital dünyanın kesişiminde konumlanıyor, yapay zekâyı bu bağlantıyı güçlendirmek için kullanıyoruz. Bunun güçlü bir örneği olarak dijital asistanımız Industrial Copilot, mühendislerin kod yazmasına, otomasyon sistemleri tasarlamasına ve fikirlerini saniyeler içinde test etmesine yardımcı oluyor. Bu sayede insanlar yaratıcılıklarını ortaya koyuyor, daha hızlı kararlar alıyor ve yenilikçi fikirler geliştirebiliyor. İnsan sezgisi her daim yön gösterici oluyor.</p>
<p>Bu gelişmelere genel olarak olumlu baksam da temkinli davranmayı tercih ediyorum. Eğer bunu şüpheci bir yaklaşım olarak değerlendireceksek, bunun nedeni öğrenme sürecinin hâlâ devam ediyor olmasıdır. Yapay zekâ öğreniyor, biz de onunla birlikte öğreniyoruz. Yapay zekânın bizi nasıl dönüştürebileceğini anlamaya çalışıyoruz. Bu dönüşümün bizi hangi yöne taşıyacağını ise dikkatle değerlendirmemiz gerekiyor.</p>
<p>Bu sorunun iki boyutu var. İlk olarak, teknolojiyi nasıl konumlandırdığımız önemli. Onu insanı destekleyen bir araç olarak mı görüyoruz, yoksa karar süreçlerinde etki alanını gereğinden fazla mı genişletiyoruz? İkinci olarak, zaman içinde hangi yetkinliklerin dönüşeceği sorusu karşımıza çıkıyor. Yapay zekâ yakında yüzde 99,9 doğruluğa ulaşabilir. O zamana kadar ürettiği sonuçları değerlendirecek ve anlamlandıracak uzmanlara hâlâ ihtiyacımız var. Peki ya neredeyse kusursuzluğa ulaştığımızda ne olacak? Sistemi sorgulayabilen, algoritmanın göremediğini fark edebilen o uzmanları yetiştirmeyi bırakırsak, işte o zaman neyle karşılaşacağız?</p>
<p>Burada kurucularımızın mirası hâlâ derin bir anlam taşıyor. Werner von Siemens, 1886 yılında bilimin ve teknolojinin birlikte ilerlemesiyle insanlığın yükseleceği bir çağdan söz ederken, ilerlemenin akıl ve ahlaki bir amaçla yönlendirilmesi gerektiği konusunda da uyarmıştı. Yaklaşık seksen yıl sonra Ernst von Siemens, yönetimde değerlerin performanstan önce geldiğini ve liderliğin temelinde güven ile empati olduğunu hatırlattı.</p>
<p>Verdikleri mesaj zamansızdı. Teknoloji hiçbir zaman düşünmenin yerini almamalı, liderlik karakterini asla kaybetmemeli ve ilerleme her zaman insanı merkeze alarak devam etmeliydi.<br />
Yapay zekâ çağına girerken de aynı yaklaşımı sürdürüyoruz; yeniliğin insanlara hizmet etmesi, büyümenin topluma değer katması ve bilginin sorumlu bir şekilde paylaşılması gerektiğine inanıyoruz.</p>
<p>Önümüzde duran zorluklar ve fırsatlar da artık net bir biçimde görünür hâle geldi.<br />
Dijital dünyanın yarattığı karmaşayı, işleri sadeleştirerek ve odaklanarak aşmalı; yapay zekânın insanın yerini almasına değil, insanı daha güçlü hâle getirmesine odaklanmalıyız.<br />
Sadece sistemleri kullanan değil, onları anlayan, sorgulayan ve geliştiren insanlar yetiştirmeliyiz.<br />
Bu yaklaşımın etkisini büyütmek içinse veri, teknoloji ve insanın birbirini güçlendirdiği ortak bir çalışma zemini kurmalıyız.<br />
<strong><br />
</strong>İşte tam bu noktada akademinin rolü kritik bir önem taşıyor.<br />
Sanayi, geleceği birlikte şekillendirmek için üniversiteleri en önemli ortaklarından biri olarak görüyor. Teknolojinin kurumlar ve insanlar üzerindeki etkilerini anlamak için akademik araştırmalar kritik bir rol üstleniyor; bu etki yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda etik, sosyal ve psikolojik boyutlarla birlikte ortaya çıkıyor.<br />
Teknolojinin hızla dönüştüğü bir çağda, yalnızca araçları kullanan değil, onları anlayan, sorgulayabilen ve yorumlayabilen bireyleri yetiştirme konusundaki rolünüz belirleyici hâle geliyor. Bu zemin, iş dünyasının sorumlulukla, verinin bilgelikle, yeniliğin ise amaçla buluşmasında önemli bir rol oynuyor.</p>
<p>Gelecekte ne olacağını tam olarak bilemesek de onu bilgiyle, merakla ve cesaretle şekillendirebiliriz.</p>
<p>Ve unutmayalım; yenilik, düşünmekle başlar.<br />
Liderlik, karakterle belirlenir.<br />
İlerleme ise ve her zaman insanın hikâyesidir.<br />
Bu bakış açısıyla ilerlediğimiz sürece geleceğe güvenle yürürüz.</p>
<p>Gelecek, söylediğim gibi, önceden belirlenmiş değildir.<br />
Onu şekillendirecek olan bizleriz.</p>
<p><i>24 Ekim 2025’te Türk-Alman Üniversitesi’nde yapılan ‘Current Issues in Business Management’ etkinliğinde gerçekleştirilen açılış konuşmasının tam metnidir.</i></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://gelis.org/tr/2025/10/31/gelecek-bizim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>

<!--
Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: https://www.boldgrid.com/w3-total-cache/?utm_source=w3tc&utm_medium=footer_comment&utm_campaign=free_plugin

Page Caching using Disk: Enhanced 
Minified using Disk

Served from: gelis.org @ 2026-05-06 10:26:31 by W3 Total Cache
-->